Sıfırcı hocadan pekiyi aldım!
Ağabeyim, kalem ve fikir ustası, hiciv dehası Mehmet Yavrutürk benim 'Sen' isimli şiir kitabım için övgü dolu bir yazı yazmış... Ben yine de ihtiyatlı olacağım. Tevazu ceketimi çıkarttım fakat altında tevazu gömleğim var... O gömleği ise hayat boyu giymeye devam edeceğim...
Teşekkürler Mehmet abi... Ali Soysal
_______________________________________________________________________________
“SEN” !
“Hem kadeh hem bade hem bir şuh sakidir gönül.” (Nef’i)
“Sen" Ali Soysal'ın şiir kitabı. Zarif bir sunumla imzalayıp, kendi eliyle bana ulaştırma nezaketini gösterdiği şiirleri sindirerek okudum.
Kitabın sunumunda da belirtildiği gibi her Türk şairdir. Ama şiir diye yazılanların kahir ekseriyeti şiir değildir. Ali Soysal, şiir yazan / yazdıkları şiir olan şairlerden.
Sunumda da belirttiği gibi, daha çocukluğunda kelimelerin anlamlarını çoğaltmaya çalışan, yeni anlamlarla zenginleştirmek isteyen Ali Soysal'ın yolunun şiirle kesişmemesi mümkün değildi. Ozanlara can veren Erzincan dağlarının çocuğu, hele de esin kaynağı olacak Beykozlu ilham perisini bulunca... Gelsin şiirler...
Ali Soysal, sorumlusu olmadığı dertlerin sorumluluğunu üstlenen bir ermiş kişi. Daha önceki kitaplarında da gördüğümüz gibi, şiirlerinde de dünyanın dertlerini kendine dert ediyor. Çevreye; çiçeklere böceklere, kuşlara, arılara, denize, güneşe... Adil ve erdemli bir dünyaya... Zalimce akıp giden zamana... Ve ille de geceye (Leyla'ya) yazmış şiirlerini. Şiirin duygularla olduğu kadar akılla ve doğru sözcüklerle nasıl yazıldığını görüyoruz Sen'de.
Kitabın içinde neyle karşılaşacağımızın ipucunu veren kapaktaki nefis illüstrasyondan, büyük şairlere sunulan finaldeki ağıta kadar herkesin kendine dair bir sesleniş bulacağı bir güldeste Sen !
Ve herkesin "Ben" kavgası yaptığı bir dünyada 'Sen' diyen aykırı ve huzur verici bir ses Sen !
Ali Soysal'ı kutluyor, kitaba emeği geçen herkese teşekkür ediyor, hak ettiği ilgiyi görmesini temenni ediyorum...
Mehmet Yavrutürk 18.9.2021
_________________________________________________________
SUNUŞ
Bizim toplumumuzda her beş kişiden altısı şairdir. (!)
İster gençliğinde ister ilerleyen yaşlarda eline kağıt kalem alıp, şiir
formunda bir şeyler karalayıp, bir iki de kafiye tutturdu mu... al sana
şiir. (!) Bu kadar kolay (!)...
Oysa ki şiir, çok zor hatta belalı bir iştir. Akıl ister, gönül ister, duygu
ister, bilgelik ister...isteroğlu ister. Ama asıl istediği şey; şairlik kumaşıdır.
Hukukçu, araştırmacı, yazar, şair Ali Soysal bu kumaşa sahip. Daha
önce çıkan “Sen” adlı kitap o kumaşa, hem de evladiyelik bir kaliteyle
sahip olduğunu bize göstermişti.
Marcel Proust “Kayıp Zamanın İzinde” adlı yedi ciltlik nehir eserinde bütün zamanlara aynı anda dokunmayı hedefler. Ali Soysal, Proust’un bütün zamanlara aynı anda dokunması gibi, bütün renkleri aynı potada birleştiren bir usta ressam gibi. Nedir bu renkler denilecek olursa; dünyaya, insana, hayata dair her şey!
Kimi zaman bizi bilmediğimiz, belki de bilmek istemediğimiz insanlık coğrafyalarına götüren cesur bir rehber, kaşif, seyyah.
Kimi zaman yanan ormanlara yanan bir isyankar...
Kimi zaman ise titrek ışığıyla kör karanlığa kafa tutan o yapayalnız
muma minnettar...
Kimi zaman çiçeklere ağıt yakan bir aşık...
Kimi zaman zulme, savaşa, yalana, talana karşı duran bir militan
şair.
Hasılı insana, hayata, dünyaya dair bütün bütün renkleri tuvalde kullanıp, moda tabirle “Büyük resmi”; hayatın gerçek renklerini görmemizi sağlayan bir usta Ali Soysal!
Elbette aynı şiiri okuyup, çok farklı algılayan, çok farklı renkler görenler olacaktır. Ama herkes başka şiirlerde de olsa tayfın renklerinin tümünü önce tek tek, sonra “8. renk” olarak görecektir.
Alın kitabı elinize Ali Soysal’ın peşine düşün. O renk senin bu
renk benim diyerek, seyyah olup bu alemi keşfe çıkın. Attığınız her
adımda size yeni bir renk “hoş geldiniz” diyecektir. Ta ki, 8. Renk’e
ulaşana kadar..!
Ali Soysal’a teşekkür edip, herkese renkli okumalar dilerim...
MEHMET YAVRUTÜRK
10.01.2022
AKBABA-BEYKOZ
(BEN isimli 2. şiir kitabımın sunuşu)
Teşekkür ederim Mehmet Ağbim.. Layık olmaya çalışacağım.
ŞİİRMİŞ YAZDIKLARIM
Şiirmiş yazdıklarım; ben de bir koca ozan...
Benmişim hecelerin arasında kaygısız gezip tozan...
Eğer öyleyse
onların her birini duvarlarına asacağım evlerin,
Saadet eksik olmasın kapılarından;
onları gelip bulmasın hazan...
Koskoca selvileri bir boyda kesip kesip kalemler yapacağım,
Ben daha yaşanmamış sevdaların şiirini yazacağım...
Karanlıkta yazamam ışığım hani nerede benim?
Eğer güneş doğmazsa sözlerin ateşiyle güneşi yakacağım...
Şiirse yazdıklarım;
evet, yazdıklarım şiirse,
ben daha yaşanmamış sevdaların şiirini yazacağım...
GELİNCİK
Yeni gelindi gelincik.
Bir kuş oldu
Uçtu fenere kondu...
Sonra yine uçtu gelincik
mavi çantası elinde mavi kapıya kondu.
Kırmızıydı rengi...
Kendinden daha kırmızıyı, kırmızılar kıskandı.
İçin için ağladı,
Onu görünce güneş gitmek istemedi bulutlara asıldı...
Başka çaresi yoktu;
o akşam gönülsüz batıp soldu.
Yakut süslü taç itibar katmaz kemtere, eğreti durur.
Altın sırmalı elbise giyse, üstünde emanet durur.
Mayasındaki cevher zarfında olsa da mazruf; asilin,
Taksa kirazdan küpeyi, kaşıkçı elması gibi durur.
O MASAL ÜLKESİNDE
Gelince vakti; vurunca saatler güneş doğmadan önce doğacak bir yer arardı,
Bulmak için o masal ülkesini ağır ağır ufukları tarardı.
Gözleri kamaştıran renklerle örülü nakışlarını kıskanırdı kainat,
Kış yoktu oralarda; sanki her gün, ama her gün bahardı.
Göklerin sakinleri sarı sarı gagalı bin bir çeşit kuşlardı...
Kanat vurmazdı onlar yıldız poyraz karayel; kanatları rüzgârdı.
Karanlık çökmesin diye batmak istemezdi güneş,
İnsanların olmadığı o masal ülkesinde herkes mutlu mesut yaşardı
MABETLER
Mabetler; içinde savaş çığlıkları atılan,
Mabetler; arastada köleleri satılan...
Mabetler; kuleleri kubbeleri yarışan,
Hayal satıp peşin para çalışan...
Mabetler; mabuduna vekaleten savaşan,
Mabetler; etrafına nefret saçıp vuruşan...
Bir sanrı bu insanlığa musallat,
Boyunlarda boyunduruk; ayaklarda bir halat..
Mabedin yoksa üzülme sen mabude,
Dünya mabet; ihtiyacın yok mabede...
10.9.2022
Duydun mu?
Şarkı söylüyordu bu sabah deniz...
Nağmeler hüzünsüz hüzzam makamında,
Güftesi öyle ki benzersiz.
Yer ve gök arasında;
sadece
sen ve ben.
Bir de mütevazi köşemiz...
BAK DOSTUM
Bak dostum; haydi aç ellerini sonuna kadar, Derin bir nefes al şöyle derin; işte bu kadar... Esinti hafif hafif; ışıkları eğik güneşin,
Daha ne olsun dostum; bugün bahardan kalma bir bahar...
Gözler yeşilde; yeşil gözlerde sevinç dolu, Aheste aheste atıp vuran kulaçlar...
İşte bu dostum; dünya da uzatmış ellerini sana,
Kucakla haydi kucakla onu;
kucaklayabildiğin kadar... .24.8.2022
ADEM
Mevsimlerden ilk yazdı da; aylardan nisan mı mayıs mıydı,
Gökyüzü davetkar mı davetkar günlerdense cumaydı...
Adem 'hayal etmekle başlar her şey' dedi kendi kendine,
Dalgın geceye karşı mavi ceketini usulca aldı eynine.
Uzaya gidecekti dünyadan artık; bu içten davete kapıldı,
Temiz beyaz elbise ayakkabı yolluklar; hazırlıklar yapıldı.
Mehtabı yerinde görmenin hayaliyle yana yana kavruldu,
Okyanusa akan bir lav gibi sessizce o gün göğe savruldu.
Kimi zaman uçtu; kimi zaman takıldı yıldızların kuyruğuna,
Gecelerden geceler eşlik etti Adem'in bu yaman yolculuğuna.
O karanlık yollarda geçen bir an dahi koca bir ömre bedeldi,
Vardığında indiği göktaşından merdiven ne kadar da güzeldi...
Dünyadan bakınca mehtaba türlü çeşit duygular yürekleri ezerdi...
Gelince gördü ki ayın her yanında karanlıklar hüküm sürüyordu.
Daha da önemlisi bakınca dünyaya aydan; mehtap görünmüyordu... 2.9.2022
Ateşten kırmızı güneşten parlak
bakarken kopup gitti hayatımdan
yine bir yaprak...
Mevsimi gelince yarıp toprağı,
Olsa da ellerinde kelepçe ayağında bukağı,
Aldırmaz o yine gülümser bize...
Sabır abidesi üstünde muhteşem elbisesiyle;
çok değil sadece bir damla su bekler yatarak dize...
Glayöl! Alevden çiçek...
Birkaç hafta sonra sönüp gidecek!
Neyse ki çocuklarının elinden tutup seneye tekrar bize gelecek...
Kapısından girerken insanoğlu ağlarmış, ömür denilen hanın,
Burada misafirlik süresi bir kelebeğinki kadar belki de Süleyman’ın...
Geçerken bir ömür handa, ona rehber olur meşrebi,
Anları yaşar orada; kimi günler karadır kimileri şarabi...
Tırnakları törpüler zamanla hayatın dalgaları,
Kayalar çakıl olur, okşadıkça kıyıdaki taşları...
Hayat girift bir bilmecedir; çözmek istemezsen eğer,
Zenginlik; paylaştıkça çoğalır, gerisi boşmuş meğer...
Sakindi uzaklarda ufuklar sıcak yaz sabahında,
Bir çiçek uyuyordu sessizce küçücük yuvasında.
Kırmızılar, pembeler renk renk süsler koynunda,
Arkasında sarmaşık vardı; yanındaysa sardunya.
Komşusu zarif güzel bir çiçek; aşık oldu sardunya:
Uzanıp dokundu ona bir ümit; içinde heyecanla.
Bu narin çiçek aniden topladı yapraklarını,
"Dokunma küstüm!" diyerek kapattı kollarını.
Şaşırdı kaldı birden; sanki başına yıkıldı dünya.
Meğerse küstüm çiçeğiymiş; bilemedi sardunya...
Yapraklar aralandı...
Hep nefesler tutuldu.
Neden sonra bir güzel başında tacı ile
bir lütufta bulundu...
İpek ipek telleri üç çemberin içinde üç renkli,
Gök mavi, kar beyaz, platin zemberekli.
Baktıkça gülümseyip kusursuz çalışıyor,
Tam ortası altın tozu çenekli...
Ne kadar da güzelsin sen saat çiçeği...
Baktım ama göremedim kendi kendine dolar mı?
Acaba kursam onu zamanında çalar mı?
O kadar hassas bir çiçek dokunmaya kıyamam,
Korkuyorum incinir; için için ağlar mı?...
Dünyada bir eşi yok;
kolay değil tarifi, kıratı neye benzer?
Diğer çiçekler bir çeyrek ise bu çiçek;
biri üç çeyrek geçer...
Ne yazsam bilemedim,
Hiçbir şey diyemedim.
Kelimeler yetersiz heceler çaresiz,
Harfler mi çözülmedi ben mi çözemedim...
Küstüm çiçeği, glayöl, açelya, saat...
Gül de pembeler giyip açtı onlara inat.
Bu güzele ne kadar çok şiirler yazıldı,
Ben ne yazarsam yazayım tekrarı olacaktı!
Eğilip sordum yavaşça; nedir bu işin sırrı?
Dedi; şiire ne gerek var?
Beni anlatan mısralar benim içimde saklı.
Yerim yok benim bahçelerde; susuz kırlardır yurdum,
Çiğdem nergis çiçekse ben dağlarda gezen kurdum...
Bahçıvan da uğramaz yanıma sevgi dolu bakışlar da!
Belki can yakar dikenlerim
Ve
Söz anlamaz yüreğim...
İnanmayacaksınız ama
Yabangülü aşık oldu bana; haberini vereyim...
Şaşırmayın ne var bunda?
Yabangülü çiçekse eğer dikeni var onun da;
Benim de var çiçeğim...
İpek perde serilir hani kırlara, kış bahara geçince,
Hani demet demet boy verir beyaz, zarif ve ince...
Haber saldı insanlara küsmüş artık,
Canı çok yanıyormuş, yapraklarını çekince...
Olacak mı olmayacak mı ?
Papatya nerden bilsin...
Eğilip bir kulak ver ağlıyor için için.
Sapsarı saçlarında varsın dursun süsleri,
Hiç acımadan zalimce onları yolmak; niçin?
Konuşacağım onlarla üzülme sen papatya!
Sadece taç yapacaklar seni; hani kızlar başa takar ya!...
Olacak mı olmayacak mı bilemem yine de;
Benimkisi hayal işte; öylesine bir ütopya...
Bir yanda tuğba ağacı; bir yanda kevser ırmağı,
Hurmaların arasında uzanan bin bir meyvenin bağı...
Ve
Altı ucu birkaç köşkle birkaç da huri...
Dar geldi ona sonunda cennetin bahçeleri...
Kanatlanıp dünyaya uçacaktı...
Karar verdi hüma kuşu;
kendi cennetini Dünya'da kendi yaratacaktı...
Bu güzele Starliçe de Cennet Kuşu da derler.
Hepsinden daha öte telli turnaya benzer.
Yaratanı bir çiçeği bu kadar mı süslerle bezer?
Canı sıkılır bazen...
Yükselip göklere kanat vurur...
Çoğu zamansa uçmaz; ufka öylesine bakıp saksıda vakur durur...
Mavi kapılı evin pervazında uyuyor uyanmasın orkidem,
Bahçelerin ziyneti daha ne çiçekler var; menekşe, lale, çiğdem...
Fakat seyre dalarken onu andırıyor; çocuk yanakları, masum...
Sanki hiç yaşanmadı da bir rüya gibi gelip geçti o dem...
Orkide; kız evinin zerafet simgesi,
itibarın asaletin Türkçesi!
Göklerden mi cennetten mi geldi toprağın?
İpek fermanla mı yaratıldı yattığın o yatağın!
Sana baktıkça hayranlığım artıyor gitgide...
Git renkli bir şeyler giy! Kar kıskandı seni orkide...
Baba baba!
Fakat sözüm gerçek babalara...
Olmasa da evladı; babalık yapanlara.
Hani benzer ya; coşkun akan ırmaklara,
uzanan sıra sıra dağlara...
Nasıl ki çöker evler, göçer bir yar;
alışmak zor senin yokluğuna...
Baba, baba!
Senin varlığın güven verir çocuklara...
Doğanın kanunu biliyorum;
biliyorum ama,
değişse de gitmesen
olmaz mı baba?
Hani yavaş yavaş renkli perde iner dağlara;
karanlıklar azalır kış kavuşur bahara...
Sonra sahnede yerini alır, ağır ağır açar ya;
renklere ilham veren çiçek, odur işte; açelya...
Kokusu yokmuş; olsun... Hayatın kokusu mu var?
Ateşböceği de hem uçar hem alev alev yanar...
Doğanın armağanı; şükür seni verene...
Açelya! Sen olmasaydın eğer, ne konulsa az gelirdi yerine...
Hani gölgeler uzar ya, etrafa bir serinlik çöker,
Sonra dağlardan aşağı tatlı rüzgarlar eser...
Rast perdesinden yavaş yavaş dolar yüreklere,
İlk sevgiliye hasreti anlatır hani; o hüzünbaz ezgiler...
Erbabı elinde gözünden muhayyer yaş döker keman,
Koptu-kopacak teller, bir dokun bin ah işit ki el aman,
Bari sen sus! Ey kanun yeter, inim inim inleme.
Yaralı gönüller harap oldu baksana, yanıyor duman duman...
Seven kalpler titrer derinden sonra bakarsın ki sakinleşti,
Hissedersin bir lahza ara verse de; ışıldayan gündür eşi.
Batarken ufuklarda gün, nice şarkı dinledim; benzeri yok,
Harikuladenin ötesinde bir şaheser; Orhan’ın akşam güneşi...
Eski bir ev ahşap; penceresi aralık,
Yıllar yılı bekliyordu pencereyi paslanmış bir parmaklık...
Sokak aynı sokak ev aynı ev;
Artık canına tak etti bu yalnızlık...
Aşağıda filizlenen morsalkıma seslendi,
Elini uzat bana haydi gel tutun dedi...
‘Gel sevgili olalım sarılıp koklaşalım’
Diyerek içli bir şarkı söyledi...
Dünden hazırdı morsalkım;
yukarı yaklaştı adım adım,
Sarıp sarmalayıp hasretine son verdi,
Çiçeklere boğdu parmaklığı;
mor mor salkım salkım...
Yeşiller denizinde kulaç vurup açıldım,
Ormanın derinliklerinde girdaplara kapıldım.
Bir büyük mucize toprak ananın
bağrında
inadına, inadına yaşadım.
Savaş...
Zulüm...
Kavga...
Yalan...
Alnıma bunlarsa yazılan
acımadan kırdım ben o kalemi...
Kabul etmedim asla
bana biçilen kefeni.
Vicdanımı hakem yaptım;
beyaz bir sayfa açtım...
Kendi kalemimle
ben kendi kaderimi
yeniden; baştan yazdım.
Dalgaların sesi
Deminde çayım
Ve ardından sabah kahvesi...
Daha ne isterim hayat?
Sonra; yok ötesi...
Söyle falcı ne olacak benim halim
Ve
Zulüm etmeye devam edecek mi şu zalim...
Şöyle bir kaykıldı
oturduğu yerde falcı;
topladı şalvarını,
Kapattı gözlerini açıp kollarını...
Bir lahza bekleyip araladı gözünü:
Umudunu kaybetme dünden daha iyi yarına göre daha kötü olacak bugün deyip, bitirdi sözünü..
Bugün benim doğum günüm yazın tam ortası,
Günlerden kavurucu bir cuma, ağustosun altısı...
Sevgili İstanbul’da 1958’de doğdum,
Acı bir tesadüf doğum günümde yüz binleri öldürdü, atom bombası...
Çok değil 13 sene önce doğumumdan,
Salladı bombayı Truman’ın ordusu hiç mi hiç acımadan.
Irak'a da demokrasi getirmişlerdi hani,
Sadece enkaz kaldı geriye tıpkı, Hiroşima gibi Bağdat'tan...
Ön adımı Muharrem koyan ebemi bazen hatırlar düşünürüm,
Binlerce canın yandığı günde doğmuş olmaktan üzülürüm.
Hayat sen ne kadar zalimsin; ne kadar da sevecen,
Bu düğümü çözmeye çalıştıkça; çözemem, ben çözülürüm...
6 Ağustos 2021
Sen, hey sen!
Sana sesleniyorum
Bir dinlersen...
Siz demiyorum sana, sen!
Hak edenlere siz diyeceğim
Bundan sonra...
Piramitleri yapanlara
Ruh veren yazılara
Mızrapları ağlatanlara
Tabiata ve canlılara
sevgiyle bakan; insanlara.
Ayırım yapmadan kucaklayanlara
Hele; yem veren kuşlara
Kesilince bir ağaç koparılınca bir çiçek
Ağlayınca bir çocuk
ağlayanlara,
siz diyeceğim...
Kendini dünyanın efendisi sanan, sen!
Hiçbir şey değilsin mahluktan başka...
Sadece baş başasın kendi kendine yazdığın alın yazınla.
Ve
Tanrısal kuruntularınla...
O tatlı esintiler
okşarken gülleri,
Bir vakit haziranda,
Dem çekiyordu.
Bülbül kaygısız aşiyanında,
İnce belli çayım ve sen...
Mutluyduk,
Mor salkımların altında...
Gülizar güle gülü verdi gülümsedi
Meğer güle gülmezmiş
Güler diye güle boşuna bekledi...
Gülsün gülmesen de olur,
Güleğen gülistanında güle güle kal, dedi.
Bir gün doğduk çocuk; bir gün öleceğiz...
Anlatılanlar masal; biz dirilmeyeceğiz.
Usul gereği yıkanıp paklanıp
kefenleneceğiz,
Asla hak etmeyenlere de yapıldığı gibi musalla taşında
bir süre saltanat süreceğiz...
Nihayet telaşlı bir hay huydan sonra gömüleceğiz.
Adet olduğu üzere başında mezarımızın; dualar edilecek...
Edenin de duyanın da anlamadığı bir dilden;
arkamızdan her ne deniliyorsa:
Tören kıtası âmin diyecek.
Çiçeği, helvası, duası, mevlidi, yedisi, kırkı...
Bir dizi teferruat yerine getirilecek.
Bütün bunlar olurken, ölen yeni mekanında sakin, kalıbı dinlendirecek.
Geride kalanlarsa hiç ölmeyeceklermiş gibi yaşamaya devam edecek...
Bir gün doğduk çocuk; bir gün öleceğiz...
Anlatılanlar masal; biz dirilmeyeceğiz...
Dünyada kalacak pembe çiçekler; biz göremeyeceğiz...
Cennetin kıskandığı koylar,
Yeşil zümrüt dallardan sarkan yakutlar,
Ağaçların kuytularına sığınıp
yuva yapan kuşlar, gezinen ceylanlar.
Yanmasaydı...
Parlasaydı yine deniz ve güneş,
Yakmasaydı yurdumu ateş;
Gözümüz yaş, sinemiz kan dolmasaydı;
yanmasaydı...
2 Ağustos 2021
Dur geçme zaman!
Alacağımız daha çok şey var hayattan.
Daha nice güneşler doğacak yine renk renk şafaklardan...
Sayacağız ayları, mevsimleri, ömrümüz oldukça,
Uğurlar olsun diyeceğiz güne; yiterken ufuktan...
Daha çok vakit lazım bize:
Neden taşıyor kabından güllerin goncası;
bu açan yapraklar niye?
Bülbüllerin sinesinden şarkılar dökülüyor, ne diye...
Gönül gözüyle dünyaya bakacak olursak eğer;
Hayat sunulan bir demet çiçekten ibaret bize; hediye...
Ağzında bir çiçekle pervaza konan ak güvercin,
Çaresini bulacağım bekle;
sadece suya vurulmaz perçin...
Ağlama artık.
Alacağım hediyeni...
Mutluluğa açacağım penceremi.
Sen yeter ki
keder düğümünü çöz.
Odam aydınlansın,
Güneş olsun.
Gül açsın yanağında,
Söz sana sözüm söz...
Mavi bir bulutta giden yelkenli olsa
Dümeninde kırlangıç; içinde sadece yelkovan kuşları...
Ümit rüzgarlarına kapılsa
Uçup uçup uçarı,
Şu fenere konsa...
Kızıla boyanmış bir pembeyim ben,
İpekler giyindim günü beklerken...
Güneş "Elveda ey manolyam!" dedi,
Yine geleceğim yarın erkenden...
Anneyi anlat deseler dört dizede
Dalarım uyurum sıcak dizinde
Nihayetsiz sayfalara sığmaz
Canıma can veren cennet gözümde.
Renkler uyuyordu siyah da beyaz da...
Sen uyuyordun rüzgâr da sular da.
İrem bağından bir kuş kanatlandı; uyuyorken pervazda...
Günlerce kanat vurdu görmek için o güzeli,
Ruhların yaşadığı kainatın dışındaki Ruhistan’dı menzili...
Teyemmüm niyetine eğildi kuru toprağa,
Birden karşısında belirdi periler dizi dizi...
Pembe atlas perdeli sırçadan köşkü sordu,
Varıp o güzel ruhun alnına bir öpücük kondurdu.
Dönüş zamanıdır sana elveda dedi,
Yola koyuldu zümrüdüanka tekrar dünyaya doğru..
Hercai gönüle vefayı sorma
Sen var onu Kerem’e Aslı’ya sor...
Hasretin derdini bilene sorma
Gurbet elde ah edip çekene sor...
Yıllara geçenin hesabını sorma
Unutup da gittiğin hatıralara sor...
Aşkın acısını hançere sorma
Yüreğinde işleyen yaraya sor...
Ateşe çareyi hekime sorma
Yangına sebep olan güzele sor...
Bak işte güneş yeniden doğdu,
Aydınlandı şafaklar,
Her yeri ışığa boğdu.
Saadet gülmesi yanı başında şu çocuğun.
Kahkahasında bütün kederler yok oldu.
Geride kalsın hüznün,
Unut artık unut gitsin; şu üzüntün.
Her şeyin çaresi var, tasayı derdi bırak.
En azından bugün...
Güneş güneşsiz, yıldızlar sönük, ay fersiz,
Dolup taşan şu sokaklar bomboş,
Ne kadar da sessiz...
Bulutlar göksüz, imgeler renksiz, hayal perdesiz...
Kıpırdamıyor dudaklar; ağızlar dilsiz...
Neden bu karanlık, yok mu hiç kimse kedersiz?
Ne eksildi, neydi böyle ansızın yok olan?
Niye coşkuyla akmıyor doğan ırmak Klimanjaro’dan?
Yoksa sayrı mı o çiçek hani her şeyden azade duran?
Derken; ağlayan güle şifa müjdeledi beyaz melekler,
Mesut zamanlardan haber verdi cümle saatler...
Doya doya gülmek vaktidir; uyan artık şu kabustan, dediler...
Kirpiklerin altında ışıl ışıl ışıldar,
Kısılır yorgunluktan bazen hayretle bakar.
Duygulardan duyguya değişir zaman zaman,
Bazen yaş olur gözde bazen ip gibi akar...
Dil yalan söylese de gözler o dili bilmez,
Hep masumdur gözlerdeki bebekler; asla yalan söylemez.
Bazen öfkeler taşar bazen şimşekler çakar,
Onda öyle gizli bir dil vardır ki tercüme edilemez...
Kendimi rüzgâra bıraktım geçip kendimden,
Haydi uçup gidelim dedim bulutların peşinden...
Yeşil kırlar vardı hani çocukluğumun açtığı,
Türlü türlü çiçeklerin,
masum papatyaların
gülücükler saçtığı...
Al götür rüzgâr beni o yere,
yorgun yıllarımdan beni gençliğime...
Çamurlu yollarında yürüdüğüm okuluma,
ilk öğretmenime götür.
Yamalı pantolon ile korkusuz gezdiğim o tepelerin eteğine bırak beni rüzgar...
Olur da; gel al beni dersem, sakın gelme,
Kalmak istiyorum ben kendi kendimle...
Bülbüllerin imgesinde selam verip geçersin,
Gül desem gül değilsin, sen nasıl bir çiçeksin?
Rengin tasvire sığmaz, aciz kalır ressamlar,
Koklamaya doymayan ruhlara can verirsin...
Seni tarif edemem benzerin yok alemde,
İki gözümün çiçeği; yüreğimin neşesi sen nasıl bir çiçeksin?
Ne yazsın ne baharsın; sen beşinci mevsimsin...
Yunus’um derdimden büyük dermanım var sırrında,
Sendeki hançer yarasının yanamadım narında.
Yana yana yürürken aşkının kor ateşinde derbeder
Boş yere hayaller kurdum engin okyanuslarında...
Mısraları rüyalardan rüyalara sürükler insanı,
Vatanı Şiiristan‘dır arı duru lisanı.
Derya denizdekiler dahi hayrandır bu Yunus’a
Dilindeki goncalar söyler baharında Nisan’ı...
_________________________________
Yunus Emre’nin doğumunun 783. senesi hatırasına...
Kendimle aram nasıl diye sordum kendime,
Gerektikçe görüşüyoruz diyemedim...
Bedenimde benden başka bir ruh olduğunu,
Bir türlü içimden gelip de söyleyemedim....
Aynadaki o aksim ben değilim hayaldir,
Ey gözlerim aldanma sakın bakışlarıma...
Ruhum damarımda dolaşan canımda candır,
Aksetmez aynalara boşuna bekleme diyemedim...
Biri var
Yanımdan yakınımda
Biliyorum orada
Aramasam da
Görmesem de
Sormasam da
Biliyorum orada...
Adını bilmediğim çiçekler var bahçesinde...
Şirin çavlanların suladığı
İremi kıskandıran
Güller açar orada...
Duru bir ırmak denize kavuşunca nasıl erer muradına,
Nasıl kökleri söken bora dönüşür sabah rüzgarına,
Nasıl kelebek kışı yaşamadan erişir baharına?
Cevabı yanımdan yakınımda...
Dilerim huzur eksik olmasın göz değmesin komşuma,
Peri masallarında dilden dile anılsın her zaman bu mutlu, güzel yuva...
Hak vaki oldu
Ecel şerbetini içtik diyelim,
Mahşer günü ayağa kalkıp
Sorgu sualden geçtik diyelim...
Levh i mahfuz
Kayıtlarına göre olur ya;
Cennetten içeri girdik diyelim...
Anladık; hurileri, ırmakları,
Yemişleri, gulamları, köşkleri,
Fakat peki orada ay görünür mü acaba geceleri?
Parlar mı acaba sabah yıldızı,
Öter mi mesela ağustos böcekleri?
Bilmiyorum ağaçlar yapraklarını döker mi, orada?
Yağmurlar yağdığında şimşekler çakar mı, arada?
Saltanat kayıklarında kürek çeken
gulamların dinlenecekleri bir yer var mıdır acaba, karada?
Ne yer ne içer cennetin sakinleri; yani bizler, huriler?
Aşçılar yamaklar var mı acaba nasıl pişer yemekler?
Tanrım ne olur verdiğin aklın sahibini anlayışla karşıla...
Umarım sıkmadım sizi çocukça sorularımla...
Eğer bir günah işlediysem merakımı mazur gör; sonsuz merhametinle ne olursun beni bağışla...
Güz Ekim’den kışa doğru giderken,
Sararan yapraklar birer birer düşerken,
Bahçelerde bir fidan yeşillere büründü
Çiçekler açıyordu sanki ilkbahara girerken...
Uykuya dalan güller yeniden baharına uyandı,
Asmalarda üzümler salkım salkım bağlandı...
Kadehlerde meyletti raksa kalkıp kırmızı,
Yeşimlerden yeşili hep yeşiller kıskandı...
Sen gitmedin baba kalbimdesin sen,
İçimde avaz avaz bağıran sessiz bir çığlıksın sen...
Kor ateştir hasretin inan hiç dinmedi; eksilmeyecek.
Bir kara sevdasın sanki yüreğimde, alevler çıkıyor içimden...
Yağmurun sesini duyuyor musun baba; kara toprağına yağan?
Gözlerimden akan ılık yaştır o, baba; benim başucunda durup sessizce haykıran...
Gitti diyenlere inanma baba!
Sen gitmedin; canımın içindesin sen...
Gökte yağmur var içimde sönmeyen kor ateş,
İstanbul’a veda etmeden gitti işte o mağrur güneş...
Tertemiz yıkasın dedi, eğilip kulağıma; gökten yağan damlalar kararan yürekleri...
Neyin kavgası bu beraberce
bölüşmek varken suları ekmekleri?
Özlemimde bahar var, altımda kar beyaz bulutlar,
Gözlerimde görünüyor deniz deniz dalgalar...
Bitmezse bir daha gelmeyeceğim dedi; şu bitmeyen kavgalar...
Kalbimdeki büyük aşkın sessiz kırbacı,
Göklerde uçarken yakaladı birden mavi kırlangıcı...
Durmadan gözyaşı döksem; hiç durmadan dedi,
Bilmiyorum olur mu acaba sonun başlangıcı?
Hani bitmişti geçen yüzyıllarda kölelik?
Zenginden yana olmayacaktı hani adalet; göstermelik!
İnsanlık feraha erecekti birlikte,
Refah içinde bölüşülecekti ekmek; hak, eşitlik?
Her renkten yolda, ölüm yolculuğunda zavallı köleler.
Esir tüccarlarına sermaye olan çaresiz yüzbinler...
Değersiz zenginliklerini koruma peşindeki
merhametsizlerin
öfkeleri ile yüz yüzeler...
Uç mavi kırlangıç daha da yükseklere...
Ne olur haber ver utançlarından gözlerini kapatmış sözde meleklere.
Sakın inme buralara...
Hatta, evet hatta anlatabilirsen anlat; burada olanların hepsini oradakilere...
Hazan
Hazan; resmini çiziyordu göklere dokuzuncu ayın,
Sayamadım dedi bulutlara;
dünyaki renkleri varın siz sayın.
Yeni bir sabaha uyandıklarında insanlar;
yansımalarını gördüler renklerin,
Buğulu heyecanında bir bardak çayın...
4 Eylül 2023
Ay uyanıyordu uzaklarda ufuklar kararırken,
Derinlerden gelen ıslığı dinliyordu kuşlar; gün batarken.
Gıpta ediyordu gölgede saklanmış manzaralar İstanbul’a,
Yolcusuz teknelerde martıların üzüntülü çığlıkları yankılanırken...
Hazanın incisini karşılayan deniz hatıralarına dalarken Eylüllerin,
Bahçelerle vedalaşan pembe güller kollarına girdi meleklerin.
Gönülsüz veda etti güneş terk ederken akşamı,
Merak ediyordu hiç tatmadığı tadını gecelerin...
Bebek doğduğunda ağlayıp çığlık atar,
Ne gariptir ki bu hal insanı sevince boğar.
Mevsimler yıllar geçer nesiller sürer gider.
Şöyle veya böyle herkes kendine biçilen ömrü yaşar.
Genç, yetişkin derken yaş kemali bulur,
Hayat bu kimi zaman neşeli kimi zamansa yaslı olur.
Veda ederken hayata sadece mazlum bir nefestir verilen; ne bir feryat ne bir çığlık duyulur...
Sonbahar geldi yine Eylül’ün tam ortasındayız,
Yaşayacak olduğumuz günlerin ilk başındayız...
Neylersin ki karanlık da bassa ateş de yansa,
Nihayeti belli olan garip bir yolculuktayız...
Su misali insan bazen durudur bazen bulanık,
Ağlar bazen hüzünlü türküler söyler yanık yanık.
Kimi insan ise deniz feneri gibi parıldar,
Etrafını yüreğiyle aydınlatır ışık ışık...
Yazdan kalma bir günde
Yazdan kalma bir gülde
Göründü sonsuz bahar
Yirmi yedi Eylül’de ...
Bir tanem nur tanem,
Gömleğimde desenim,
Sevgilim damarımda,
Başımda
Rüzgâr olup esenim...
Bir ömrüm daha olsa,
Yine sana verirdim...
Gün gelir yuvadan uçup gider kuşlar...
Hani dökülür tohum,
Hani bolluk bereket olur ya
bire yüz verir başaklar...
İşte öyle çoğalır yuvadan uçan kuşlar.
Üzülmek niye şimdi?
Unutulur elbette
gözlerden akan yaşlar...
Issızlık şarkısı söyledikçe boş kalan yatak evde,
Kanar kimi zaman gönüller;
tatlı bir hüzün kalır elde...
Hayat sorma bana sorma;
nedir diye hayatı...
Beklemek sevgiliyi,
uçsuz bucaksız kırlarda sürmek
bir beyaz atı...
Yağmurla toprak kokusuna uyanmak,
Bir an önce kavuşmak için
geriye saymak saatı...
Günlerin uzaması, sonra ansızın baharın gelmesi,
mesela kışın mükâfatı...
Saadeti aramak bir çocuğun
safça gülüşünde,
Yardım etmek insanlara; yettiğince takatı...
Hayat bana sorma noksan kalan nedir, diye...
Yerine koyamazsın;
daha adil bir dünyada yaşamak derim,
anlayamazsın...
Mavilere bürünmüş üç güzel kız kardeştiler...
Bulutlarla buluşmak için o gece sözleştiler.
Düşüp rüzgârların önüne
dört kır atın çektiği faytona yerleştiler...
Rahvan giderken meltem karayel geçip gitti,
Onları gören poyraz birden dörtnala geçti...
Uçuyorken göklerde ellerinde dizginler; bulutlardan öteye gidiyordu kardeşler.
Yelkenlere doldular;
göklerde uğuldayıp estiler.
Yedi kat göğü aşıp arşa çıktı kardeşler.
Geriye dönmeyeceğiz artık,
Daha daha iyi bir dünya bulmak için gidiyoruz,
dediler...
Bu ne kuvvetli
yağmur?
Sağanağa tutuldu yüreğim de, benliğim de, içimdeki umut da...
Kaldırıp başımı sitemle baktım
tepemdeki o öfkeli asi buluta.
İhsanında cömerttin,
sessiz gölgende serinlik bulduk fakat, konuşmaya geleceğim yanına dedim;
yağmuru tuta tuta...
Deneseniz olmaz mı; yer değişin denizle?
Siz inin aşağılara, o çıksın bulutlara...
Uçaklar denizde uçsun, gemiler yalpa vursun havada...
Uskurlarının sesi yankılansın dalga dalga karada...
Bakarsın daha mutlu olur balıklar da kuşlar da!
Sonra kim bilir belki, sele kapılmaz artık;
yüreğim de, benliğim de, umutlarım da...
Yaşadıklarına gülmediysen
yaşayacaklarına gülümse...
Acılara ağlasan da mutlu anlara gülümse...
Umuda, umutlarına, yarınlara,
saf çocukların gülüşüne gülümse...
Seven birine aşık olup sevdinse gülümse...
Gelip seni bulmayan fenalıklara,
Devrilmeyen dağlara,
Aydınlığa uyanan karanlıklara,
Güneşli sabahlara;
gülümse...
Sen gül ki herkes gülsün sen gülünce...
Haydi gülümse;
şu gül yanağındaki gamze hatrına gülümse...
Sormayın ah bana nasıl diye benim kalbimin halini,
Dert ediyor nedense dertlilerin bütün derdini...
Sırtında takatini aşan yüküyle dünyanın,
Samanlıkta arıyor dertlerin merhemini...
Bir yürek daha var kalbimin ortasında durmadan atan,
Bedenim uyurken sınır boylarına gidip pusuya yatan.
Nöbetçinin yanında koşuyor elinde şanlı bayrak,
Saymadan şafakları aşıyor geceleri; dilinde vatan...
Cesaret zırhına bürünüp tırmanıyor dağlara,
Haksızlıklarla savaşıp kılıç vuruyor taşlara.
Ben ne dersem diyeyim sözüm asla geçmiyor,
Göğsümün kafesinde çırpınan bu asi kuşlara...
Odamı ışığıyla aydınlatan yapayalnız mum,
Güneşten aldığım kor ateşi al işte sana sundum...
Titremesin alevin cesur ol, cesur!
Senden önce simsiyahtı odam; ışıktan mahrumdum...
Bembeyaz duvarlara vuran gölgelerden ben artık korkmuyorum...
Unutma ki yağmur yağdığında tek tek düşer damlalar,
Kıvılcım deyip geçme koca bir ormanı yakar...
Gün gelir pespembe hayaller hakikat olur,
Yemyeşil kırlar, mosmor süsenler, masmavi sular...
Rengarenk bir dünya, taptaze her yeni gün...
Cesur ol cesur, titremeden yan ey mum!
Işığında ziyafetler olacak; kurulacak düğün...
Göreceksin, evet göreceksin:
Dünden daha iyi olacak yarınlar ve bugün...
Kırlarda uçurtmalar uçuran bahtiyar bir çocuktum,
Çok varken mevsimine genç bir fidana vuruldum...
Titriyordu sol yanımda o minicik yüreğim,
Göğsümde değildi artık onun kalbiydi yurdum...
Seneler geçip gitti onu ne gördüm ne de duydum,
Ben mazideki hatıraların sevdalı çocuğuydum...
Sevgimi gömdüğüm yere bilerek taş dikmedim,
Her geçen yıl toprağa bir avuç daha toprak koydum...
Birkaç gün ve birkaç saat zaman geçip gidiyor,
Eksilen zamandan değil ömrümüzden yitiyor...
Kâinatın içindeki nokta kadar dünyamız,
Sonu olmayan yolunda giderken;
dur desek de durmuyor...
Tanrı’ya sordum kim daha günahkar,
Yazdan kalma bir güne uyanan sonbahar mı?
Yoksa pembe gülü terk etmeyen sonsuz bahar mı?
Kim, evet kim daha günahkar?
Yoksa günahı daha mı fazla; son yedisinde Eylül’ün bıkıp
usanmadan öten bülbülün
aşkına cevap vermeyen yazdan kalma bir gülün?...
Kim, evet kim daha fazla günahkar?
Varsa onların bir günahı razıyım; bana yazılsın Tanrım, cümle günahlar...
Madem ki bir çiçek var masamızda
Madem ki gönlümüz şen,
Sohbetimiz şen.
Tertemiz örtümüz de serili; gülün pembesinden...
Diyelim bir an çaldık hayattan; sen ve ben...
Bize sunulan nimetler çeşit çeşit,
Fakat tat alamadım hiçbirinden...
Ağzım tatlansın ne olur; kopart da ver elindeki şu ekmeğinden...
Çocuğum beni dinle!
Dağları ve engelleri adım adım aşacaksın,
Zamanı geldiğinde hızlanıp koşacaksın...
Yaşadıkça görecek,
tanıyacaksın; insanları...
Fenalıkları görüp iyinin kıymetini anlayacaksın.
Kimi zaman şaşırıp kalacaksın:
Bu nedir, sorusuna cevap bulamayacaksın.
Damarlarda akan kanın sesinden karanlıkları ve aydınlıkları kavrayacaksın.
Çocuğum beni dinle!
Yıllar yılları kovalayacak...
Önce büyüyecek nihayet yaşlanacaksın...
Çare yok; o gün gelip seni bulacak, uçmaya varacaksın.
Buhar olup yavaşça göğe yükselecek sonra yağmur olup dünyaya yağacaksın.
Çocuğum merak etme!
Tekrar doğacaksın...
Kanat sesleri geldi uçan bir kelebekten,
Gönülden müjdeler verdi susamış yüreklerden...
Bu güzel kelebeğe kağıttan bin bir çeşit gül yapacağım...
Onları yeni icat ettiğim renklerle bir bir boyayacağım...
Uçma, dur kelebek biraz daha dur!
Sen rüyalarda gezerken sapsarı saçlarınla,
Birazcık daha bekle; sakın acele etme, ne olur,
Birkaç demet gül daha ısmarladım, gökteki çiçekçilerden.
Bu kağıttan çiçekler yine az gelir sana; olsa da sonsuz çeşit renklerden.
O güzelim gülleri saçına takacağım,
Sen uçtukça havada, saadet damlaları dökülecek; o taktığım güllerden...
Şöyle veya böyle
Ne yaparsan yap
İster yaşa istersen yaşat,
Er ya da geç yapraklar solacak
Bitecek bu hayat...
Ne dersen de
bir sebep halk olacak,
Gün gelecek vurmayacak kanat;
yürek duracak...
Geriye sadece gölgelerde gölgen kalacak;
dillerde adın;
güllerde kokun.
Koklarken gülü değdiğin dikenin hatıra niyetine aldığı
belki de bir dokun...
Ve; gezdiğin çamurlu yollarda bıraktığın ayak izlerin...
Bir de duvarda resmin,
seni hatırlatacak;
hani şu hafiften gülümsediğin...
Her sabah taze bir başlangıç yeni güne,
Şu kuşlar, insanlar; telaşla giden gidene...
Ya doğmasaydı güneş, görmeseydik sabahı?
Bilemezdik kıymetini; şükredemezdik düne...
Hatıralarımızı borçluyuz hatta günahlarımızı,
sevaplarımızı...
Düne ve dünden de öncesine.
Uyuyor köşesinde kıvrılmış sessiz sessiz,
Kapkara o göğsü inip kalkıyor belli belirsiz...
Evin neşesi sadık duygulu Boni
Hayat ne kadar renksiz olacaktı sensiz...
Omuzlarında pembe begonvilden pelerinler,
Kemerleri kuşanıp yeşil kaftan giydiler.
Ellerinde altından bir asa ile
Sıra sıra yarışmaya çıktı bahçeler...
Tatlı bir yaz meltemi okşadı salınan begonvilleri,
Dalgalandıkça pelerinler alacakaranlık bastı diğer çiçekleri...
Gelin duvaklarına yol verdiler sessizce kenara çekilip...
Bir sıra peri selamladı
göklere tırmanan rengarenk pelerinleri...
Sustum ne keder dedim ne kalbimdeki yaralarım,
Bir de ardı arkası kesilmeyen menevişli dalgalarım.
Yerle gök arasındaki varlığım, zerreden ibaret
Karşımda deniz, yıldızlar, gece ve ben bahtiyarım.
Nihayet erişti
bülbül bağda güle,
Gül bir kadeh mey sundu susuz bülbüle.
Bülbül aşkını nağmelerine kattı
Gönül kemendini attı Bağdagül’e...
Desem ki gel bir ömür çalalım şu felekten,
Sadece gelen sesi duysak körfezdeki sessizlikten.
Gökte mavi, kuşta kanat, denizde dalga kıskanarak baksa,
Güneş ufukta battığında ona el sallarken...
Sonbahar bir sanattır sanmayın ki o mevsim
Rüzgarlar hasret taşır sevgiliye isim isim
Ayağına takılır geçip giderken dünler
Binbir renk yapraklarda her biri ayrı resim...
Sonu olmayan mavi denizler gözlerine bakıyorsa,
Ve; hiç batmayan bir güneş daima aydınlatıyorsa,
Hele açılmışsa gönül mabedindeki o engin okyanusa,
Derin uçurumların dibindeki karanlığı anlayamaz sevgili...
İzmir’de esiyorken ılık bahar meltemleri,
Bozkırlarda uğuldayan buz gibi karayelleri,
Yalnız bir kurdun gezdiği dağları tepeleri,
Derin uçurumların dibindeki karanlığı anlayamaz sevgili...
(Mustafa Kemal Atatürk'ün merhum eski eşi Latife Hanım anısına...)
ÜNİVERSİTE
Hayatımı alan yıllar gelip önüme düşse,
Beni benden alarak okuluma götürse,
Kavgaya da, namlu kokusuna da razıyım.
Sessizce otursam bir köşede...
Tekrar okusam, katılsam o derslere...
Beyazıt kulesinden büyüktü ümitlerim.
Ülkem için atan kalbim vardı, çelikten bileklerim...
Soğuk ve kırık camlı amfilerde
sıra başında bekleyen askerler!
Yüz yüze geldiğimizde hatırımda; utançla bakan gözlerim...
Unutmaya çalıştıklarım var elbette; fakat daha fazla, yine yeniden yaşamak istediklerim...
Ah! Geri gelse yirmili yaşlarım; umut dolu o günlerim...
Dünya Anamız
Dünden sonra bir gün daha verdi
çıkartıp hazinesinden,
Hiç mi hiç korkmadı bu anne
sütünün eksilmesinden...
Çiçeğinden böceğine sevgiyle büyüttü
bütün yavrularını,
Dünya! Yaratılanlara karşı ne kadar cömertsin sen...
Bilinmez ki ne zamanlar yaratılmış suyun toprağın,
Üstte rengarenk altta kapkara kömür olmuş yaprağın.
Herkesi kucaklarsın sonsuz bir sabırla
Asla taşmaz ne kadar dolsa da;
o küçücük bardağın...
17.8.2022
KADIN
Kadındın sen lanetlenmiş topraklarda yaşayan bir kadın,
Kara kaplı defterlere kara kalemlerle yazıldı adın.
Özgür olmak yasak edildi sana;
Kürttün İranlıydın Araptın
Afgandın...
Sana cennette cenneti vaad ettiler,
Kırbaçla dayakla sopayla inim inim inlettiler...
Kara tezgahlarda dokunmuş kumaşlardan kafeslerde gezdirdiler.
Kürttün İranlıydın Araptın
Afgandın,
Özgür olmak yasak edildi sana,
Dövüldün horlandın aşağılandın; çünkü kadındın sen; kadındın...
20.8.2022
BEŞİK
Kokusu dolardı kayığımızın yelkenlerine masmavi denizin,
Beyaz zambaklar açardı köpüklerinde giderken bıraktığı izin...
Martıların hüzünlü çığlıklarında şen kahkahalar duyulurdu,
İçinde çocuklar gibi mutluyduk sallanmaya doymayan beşiğimizin...
Kaş 18.8.2022
BAK DOSTUM
Bak dostum; haydi aç ellerini sonuna kadar,
Derin bir nefes al şöyle derin; işte bu kadar...
Esinti hafif hafif; ışıkları eğik güneşin,
Daha ne olsun dostum; bugün bahardan kalma bir bahar...
Gözler yeşilde; yeşil gözlerde sevinç dolu,
Aheste aheste atıp vuran kulaçlar...
İşte bu dostum dünya da uzatmış ellerini sana,
Kucakla haydi kucakla onu; kucaklayabildiğin kadar...
Kaş 17.8.2022
ÇÖZ
Bedenimi sarmış gömleğim
sanki zindanlardayım,
Kelepçedir kol düğmelerim
sensiz ziyanlardayım...
Haydi çöz düğmeleri artık çıkar burdan ey sevgili,
Arama uzaklarda beni aynaya bak;
göz bebeklerindeki ziyalardayım ...
Eski Bir Yalı
Boğaziçi’nde peri masallarından çıkıp gelmiş
eski bir yalı
Kapısında paslı bir kilit; duvarları aşı boyalı,
Perdeler; sürme pencerelerinde iğne iğne oyalı
Yer yer yosun tutmuş o kırmızı kiremitleri,
Yorgun cumbalarında eli böğründeler
dayalı...
Boğaziçi’nde peri masallarından çıkıp gelmiş
eski bir yalı...
Limonluğu cam kafes; güller var eteğinde,
Demiri baş üstünde; bir sandal çekeğinde.
Denizle kucaklaştığı günlere özlem duyuyor,
Seferinden dönerken kayıklar yedeğinde...
Boğaziçi’nde peri masallarından çıkıp gelmiş
eski bir yalı...
Kim bilir kaç akşam seyretti güneşin batışını?
Ve mavi yeşil rengiyle şu mahut yalıçapkınının
ufuklara bakıp bakıp hülyalara dalışını.. 8.9.2022
Gök Kubbe Meyhanesi
Gel ey saki! Otur şöyle beni dinle az biraz,
İstersen hırkamı al omzuna; bu gece hava ayaz...
Yorulma hiç boşuna bırak dursun camlar yerinde,
Bu akşam canım istemiyor ne kırmızı ne beyaz...
Bade niyetine kadehime doldur gitsin mehtabı,
Günahı varsa bana ait; senin olsun bütün sevabı.
Ters çevir gökteki cezveyi; kahvemiz sade olsun,
Şafak söktü sökecek haber sal yıldızlara; getirsinler hesabı...
Gel ey saki! Şaştı mevsim temmuzda kış şubatta yaz,
Sen deftere kaleminle bu günü de işte böyle yaz... 12.7.2022
İki On Lira
Anne baba yeni evli;
annenin karnında üç aylık bebek,
Keşfedilmemiş bir yıldız uzayda zenginlik;
acaba
ne demek?
Gönüllerse gani;
gözü yaşlı bir boyacı çocuğa cepteki son kuruşu verecek kadar ;
evde olmasa da iki baş soğan; hatta bir dilim kuru ekmek...
Hikaye değil bu çaresizlik; aç açına yattıkları
keskin bir hakikat;
yıllar önce sonuna kadar yaşanmış,
Paraları hiç yoktu o zamanlar
fakat capcanlıydı umutları
kitaplar tarafından kutsanmış...
Kim; nasıl; dar zamanda yetişen
hangi sihirli el koydu,
Defterin arasında buldukları o iki on lirayı;
hani yarısından katlanmış?
Sevgi pınarları kurumasın diye
sayfalar arasında itinayla saklanmış... 9.7.2022
Zıtlıklar
Bir uçtan bir uca uzanır hayat;
ortasında biz varız.
Bir yanımızla yabansak
bir yanımızla insanız.
Siyah beyaz sarı kara
rengi açık koyu az çok,
Zengin fakir iyi kötü
başı dibi ortası var yok...
Piramitler,
Atom bombası,
Yapmak ve yakmak...
Kiminde keser çekiç;
kiminde çakınca çakan çakmak...
Bir uçtan bir uca uzanır hayat;
ortasında biz varız...
Bir yanımızla yabansak
bir yanımızla insanız...
GÜNAHKARIM
Boyumu aştı günahlarım kabulüm ben bir günahkarım...
İçimdeki benden içerde ah o fena huylarım,
Su kadar aziz canandan öte canım seni nasıl kırarım?
O yüreğin el vermez ya yürü dersen aç açına,
Gündüz aç gezerim dağlarda geceleri aç yatarım...
NE DİYORUM
Bak bir tanem ne diyorum,
Yalnız sana değil;
beni seven sevmeyen herkese sesleniyorum.
Hayat kuyusu öyle derin ki dibini bulan yok...
Hem sonra ölümsüz olmayı ben istemiyorum.
Bir düşünsenize; arkadaşların eşin dostun tanıdıkların,
Şirin mi şirin çocuklar; anneleri babaları sevip saydıkların,
Terki dünya etmişler de hep yabancı yüzler görüp baktıkların...
Yeniçeri Ocağı kaldırıldığında kaç yaşındaydın dede?
Veya cumhuriyetten önce ne iş yapardı filanca şehzade?...
Ne bileyim buna benzer sorular; beni cidden sıkan gitgide.
Ne kadar korkunç olurdu,
uyanınca tek tanıdık yüz aynada kendini görmek...
İstemem bir tanem istemem umurumda değil çok yaşamak;
en güzeli sırası gelince gitmek...12.8.2022
İNTA YELKEN KULÜBÜ MARŞI
Dalgalardan korku yok ufukta gözlerimiz,
Yıldız poyraz karayel dolsun yelkenlerimiz...
Dümen yeke halatlar direkte şanlı bayrak,
Deryalara sığmıyor İnta teknelerimiz
Fırtınalar peşinde koşar yelkenlerimiz,
Yaman gençler ileri! Gülsün denizlerimiz...
Yelken basıp açılır gideriz zıpkın gibi,
Deryalara sığmıyor İnta teknelerimiz. 21.8.2022
KİEV
Kiev ne tarafta kalıyor dostum;
sağında mı solunda mı şu patlayan bombaların,
Yoksa daha mı arkasında
alev alev yanan karşı tepedeki akasyaların?
Mayınların açtığı çukuru geçince sağa mı dönmeliyim...
Utanç içindeki gözlerimle bakmalı mıyım
gözlerine soğukta titreşen Mariaların...
Kiev’e daha var mı?
Acelem var yetişmeliyim...
Tankların ve kariyerlerin geçtiği yolu takip mi etmeliyim...
Mermiler yine de beni bulur mu
beyaz arabama beyaz bir bayrak çeksem bile...
Elinde kılıcı ve kalkanıyla yurdunu savunan Victorlara
geçerken selam vermeli miyim?
Kiev’e daha çok var mı dostum;
acelem var yetişmeliyim...
Ne petrol taşıyorum ne doğalgaz ne altın ne de pırlanta...
Sadece barış mektupları var arabamda;
bir pulu çeyrek grivna...
Ağlayan Bebek
Sırtında çantası var elinde ağlayan bebeği,
Anne iki kardeş yollarda;
cephede baba Sergei...
Kendisi de bir bebek;
masum bakışlarda gizli muzip bir gülümseme,
Yanı başında sığındığı mahzun fakat cesur yürekli anneciği...
Ev arkadaş okul yuva ve sarı mavili bayrak,
Geri dönmeni bekleyecek;
bereketli o toprak...
Nasıl olup da
bir gün ‘vur’ diyecek bu masum kelebek?
Biz buna cevap bulamadık;
belki büyüyünce sen bulursun bebek...
Serviler
Güneş sönmekte artık
akşamın bir öncesinde gölgeler,
İhtiram nöbetine hazırlanıyor sanki
boy boy sıralanmış serviler.
Selam veriyorlar
hafifçe eğilip
esen rüzgârla,
Şafakları karşılıyorlar her gün sabahla ..
Issızlığın bitmeyen o karanlık gecelerinde,
Hiç bıkmadan bekliyor serviler;
ihtiram nöbetinde...
Daima görev başında serviler
Gün doğarken de gün batarken de...
KAPINA GELECEĞİM
Çağlayan bir ırmağa karşı yüzüyorum;
girdaplara rağmen kapına geleceğim,
Sınır tanımayan bir aşığım ben;
dağları denizleri aşıp geceleri ışık ışık deleceğim...
Dilim söylese de inanma 'artık gelmeyeceğim' dediğime,
Bir kulak ver ne diyor bak;
yalan nedir bilmeyen şu garip yüreğime...
Sınır tanımayan bir aşığım ben;
selam dahi vermem geçerken hudut kapılarından,
Yeter ki yanı başında olayım;
yanacağımı bilsem bile vazgeçerim
cennetin tapularından...
MAVİ
Bugün günlerden mavi,
Gök mavi deniz mavi.
Esen rüzgârlar mavi...
Ne çarşamba ne salı bugün; günlerden bugün mavi.
Sözlerim mavi benim; yer mavi kapı mavi...
Yüreğimle gördüğüm,
yazsın diye kağıtlara sürdüğüm
kalemin mürekkebi tükenmese mavi..
Uçan kırlangıç mavi; giden sıra sıra bulutlar,
Teknede yelken mavi; açıldığı ufuklar...
Mavi bakıyor mavi o yakıcı bakışlar.
Bugün günlerden mavi;
hatta mavi değil masmavi...
FARKLIDIR
Farklıdır aşkın hesabı bitanem anlatması zor;
farklıdır,
Ölçüsü yok işte ne desem...
Ne desem boş bitanem;
hesabı kendi içinde saklıdır.
Kalıplara uymaz tariflere gelmez
Sözlere sığmaz
Aşığın aklı akıllının değil bitanem
akılsızın aklıdır...
FARK ETTİM Kİ
Fark ettim ki gözlerde gizlenirmiş
yudum yudum mutluluk ve bir tutam hüzün,
Ateş yakarmış; su boğarmış insanı;
kış gelirmiş ardından güzün.
Ağlasan bile içindeki ıstırabı göstermezmiş aynalar,
Ve bazen bakışlar tercüman olurmuş yüreklere;
gizliden gizliye yanarmış içi közün.
Perdeler kapanırmış akşamları;
kapılar açılırmış vakitlice çalınca,
Yazın ortası da olsa serinlik çökermiş;
kuşlar yuvaya dönermiş gün batınca...
Yolunda bıkmadan çabalayıp isterse eğer:
Maksuda erermiş insan; niyet gönülden olunca...
HİÇ
Senin oldu mu hiç; gündüzlere sarkan gecelerin,
Dostlarınla neşe buldun mu neşesinde neşelerin?
Şarkı söyledin mi hiç ayık kafayla veya
aynı şarkıyı dinledin mi üst üste belki yüz defa...
Hiç kendinle bir başına kalıp
şiirler yazdın mı kuytusunda gölgelerin?
Gidebildiğin yere kadar tabana kuvvet yürüdün mü
mesela;
arka mahallede ne var diye...
Bayram veya seyran değilken hiç aldığın oldu mu
gönülden verilen bir hediye?
Senin için değerli olan bir şeyi verdin mi hiç;
yoldan geçen çingenenin küçücük çocuğuna...
Sevap kazanmak için değil de
karnı doysun diye hiç mama aldığın oldu mu
sokaktaki aç bir kediye?
Parayla satın alınamayacak bir şeye hiç sahip oldun mu?
Meraklarının peşinden gittin mi?
Gece vakti açan şu çiçeğin hikmeti nedir;
hangi ağacın diğer adı menengiç...
Nasıl yağar yağmur; Ağrı Dağı hangi sınır boyunda,
Nereden doğar nereye akar acıların ırmağı şu kanlı Meriç?
O bana ne verdi ben ona ne verdim;
benim yuvam benim toprağım:
Hiç düşündüğün oldu mu;
ülkem için ben ne yaptım?
Hep tükettin mi yoksa ürettiğin de oldu mu
en azından elinde kazma-kürek-çivi-çekiç?...
Bilmiyorum; belki yaptın; belki yapmadın...
Fakat yapmadıysan;
yaşadım desen de sen aslında yaşamadın...
NİŞANLI
Zarif elleri arasında narin bir kasnak vardı,
Gözyaşını damla damla gergefine katardı.
Vatan ona ‘haydi gel’ demiş; gitmiş sevdiği fakir,
Her şafak söktüğünde birini eksik sayardı...
Gözleri dalıp gider kokusu burcu burcu karanfil,
Söylenenleri geç bir kalem; sen onları yalan bil...
Vakit artık tamamdır; dünyada barış oldu- olacak:
Kirli yürekleri temizlemek için bütün ırmaklar gelecek;
yetmezse eğer gürül gürül akan Nil...
Mehtap
Mehtap yine mehtap
Gelin teli elinde;
duvağı var başında,
Yüzünde gülücükler;
halka halka haleler toprağında taşında.
Göklerde gezinir hiç bıkıp usanmadan,
Yalnızlığıyla arkadaş o kutlu ihtişamında...
Mehtap yine mehtap...
Birden görünmez olur; görününce afitap...
Kızım
Kuşlar kanattan kıskanır seni,
Kıskanır yağmur buluttan.
Ay; şemi gül diye kutlar ismini,
Güneş bile kıskanır seni aydınlıktan....
İki gözüm tek yüreğim,
Ben sana ne diyeyim?
Üç on bir dört olmuş yaşın;
daha dünden de yakındaki bebeğim...
Omzumda gezdirdiğim; oyun arkadaşım,
Kırmızı pabuçlum; örgülü saçlım.
Bir kusurum yok seni sevmekten başka,
Bardak bardak sütüm;
kaşık kaşık balım...
Dün
Dün ne olduysa oldu;
belki yeni bir güneş doğdu,
Belki de savruldu topraklar...
En nihayetinde bir tane daha eksildi;
ömür defterimizden yapraklar...
Haydi unutalım; kötüye dair
her ne varsa;
dünde
ve hatta dünden de öncesinde,
Mesut bir gün göz kırpıyor bize;
bak işte önünde ...
Öfkelere yenik düşmüş
firar etmiş güzel duygular,
Geri dönmek için sabırsızlanıyorlar artık;
gittikleri o ebedi sürgünde...
Kumru
Tellerin arasına kurmuş sırça köşkünü,
Yerleri süslemiş serip ince kürkünü...
Koskoca ormanda bir dal bulamadın mı,
Kumrucuk haydi anlat
bize garip öykünü...
Köşküne her sabah güneş doğacak,
Bilmem ki bir mi iki mi yavrun olacak.
Sallansa da rüzgârda düşmez bu yuva,
Yavrular ne güne çıkıp nasıl uçacak?
Gözlerinde endişe dalıp bakar kumrucuk,
Bir ümit anne olmayı bekler kumrucuk.
Eşiyle göklerde uçtuğu günleri anıp,
Tekrar kanat vurmayı özler kumrucuk...
Yaşam
Kırık bir çay bardağında su olmuş
koskoca okyanuslar,
Görünmüyor hani nerede birbiriyle yarışan şakacı o yunuslar?
Denizler! Kirpikler aralandığında
göz bebeklerinde dalgalanır,
Çaresizce derman arar derdine;
Mariana Çukuru kenarında
hayallere dalmış okuyan uslar..
Bir yanında kainat;
yanan yüreği bir yanında,
Yörüngesinden çıkmış güneş;
dönüyor etrafında.
Kararmış; aydınlatmıyor dünyayı:
Işıl ışıl yanan o gözler kapandığında.
Geç kaldın güneş! Karardın gecenin karanlığında...
Fener
Yanardı sönerdi yanardı; yine sönerdi...
Nihayetinde ince uzun yalnız bir fenerdi.
Süslü gelin misali kalenin baş köşesinde
Gündüzleri ayakta bekler geceleri dönerdi..
Asırlardan beri aydınlatır beyaz ışıkları,
Yelken basar yelkenliler; hepsi onun aşıkları...
Kolları erişmez onlara istese de sarılmak
Binlerce mektup oldu gökyüzüne yazdıkları...
Nice rüzgarlardan çıktı nice mehtaplara daldı,
Gündüz uyudu geceleri uykulardan uyandı...
Rüyalarını hediye niyetine koydu içine,
Demirden sandıkları bir bir denizlere saldı.
Memleketim
Sen ne kadar gülersen ben o kadar gülerim...
Bütünümden bir parçam;
çocuğum benim...
Kızarsan kızarım ağlarsan ağlarım,
Canın mı yandı;
bir anda ürperir tenim...
Ayırmam seni çocuğumdan;
sen de evladımsın benim .
Memleketim; talihim; kısmetim...
İyisi de kötüsü de benim be! Benim!
Memleketim;
memleketim;
memleketim...
Güller ve Kadın
Tanyeri ağarırken sesler yükseldi birden,
Bilmiyorum bu şarkı hangi eski devirden…
Rüzgâra kapılan bütün ezgiler toplandı gülistanda,
Her şarkıdan birer gül taç oldu; o kadının başında…
Saçlarını gonca güllerin ördüğü güzel kadın;
Yalnız çiçeklerde değil hep dillerde o senin güzel adın...
Anadolu Feneri
Kış nihayete ermiş bahar görünüyordu,
Yazdan kalma bir gün gölgelerde yanıyordu...
Endamına aşık bir adam elinde udu,
Bûselik makamında bir şarkı çalıyordu...
Ufkun kızıllığı vururken bu asude beldeye,
Gün yine doğuyordu şu batan geceye...
Beyaz ipeklere sarınmış rakkas misali;
Gecelerden dökülüp saçılan bir ışık seli,
Karşıdan göz kırpan fenere gülücük gönderiyordu...
Yorgun burçlardan yükselen bu fener;
Kim bilir ne zamandır gönülleri fethediyordu...
Kadın Piyanist
Dile geldi nağmeler parmakların ucunda,
Dalgalandı zülüfler duyguların burcunda…
Piyanonun tuşları da sanki hayallere daldı,
Kopan alkış sesleri onları rüyadan uyandırdı...
Ey siyah elbisesine bürünmüş aşık kadın,
Yıllar gelip geçse de unutulmaz efsane adın…
Rüzgarlar esmez olur duyunca nefesini,
Cümle çalgılar susar işitince o yanık sesini…
Dalgalar
Ağır ağır yol aldı sandalımız fenere
Kayarak gidiyorduk asılıp küreklere...
Menevişli sular durmadan akıyordu
Girdaplar bizi sanki içine çekiyordu...
Geçen saatler değil; günlere uzanıyordu
Açıldıkça kayığımız git gide hızlanıyordu...
Birden sandalımıza keskin bir çığlık kondu
Gördüğümüz bu martı ne bir ilk ne de sondu...
Kara bulutlardan aldığı haberi veriyordu
Yerinde duramayıp telaşla çırpınıyordu...
Yakın ufuklarımız kararmıştı derinden
Korkunç bir fırtına bastırıyordu aniden...
Daha çok da geçmeden birden deniz kabardı
Poyraz öyle sertti ki halatları kopardı...
Denizlerden semaya şimşekler çakıyordu
Vuran hırçın dalgalar göklere çıkıyordu...
Dalgaların gücüyle kayalar hep savruldu
Yağmur tanesi gibi yalıyarlara vuruldu..
. Neyse ki yanaşmıştık dümen kırıp kıyıya
Biz bir hayat borçluyduk belki de şu martıya...
Tut Ellerimden
Haydi poyraz al beni; tut ellerimden tut,
Karayele binelim gezelim, şöyle bulut bulut…
Uçalım adalar denizine doğru yağmur olup.
Gün batarken meltemler karşılasın bizi,
Eselim dönsün kanatlar umut umut...
Dalgalan Bayrak
Dalgalan bayrak dalga dalga esen poyrazla,
Al duvağına işlenmiş ay ve yıldızla,
Karanlık geceler üzmesin seni;
Elbet geçer bu günler, kışın sonu baharsa…
Umman
Açılınca yeşile ıssız koylara vardık Şubat’ın ortasında Mayıs’tan bir gün çaldık, Hani soğuk rüzgârlar nerede yağan kar? Efkardan uyanıp ummana daldık...
Ölü Sandal
Derinlerden gelen bir yunus sandalı çağırıyordu Yeter uyudun kumsalda gel yüzelim, diyordu Yıllar olmuştu çıkalı demir alıp denizden
Karada solmuş bu sandal artık yaşamıyordu...
Hayal
Bana mutlu günlerin resmini yap dediler; Gökyüzünü boya, rüzgârı fırça diye verdiler. Kadife bir kuşakla bağlayıp gözümü, Önüme kırmızı halılar serdiler... Yankılanan sesler neler söylüyordu? Hayal gözüm seyret; düşler geçiyordu. Bahar melteminin okşadığı denizde, Aheste kürekler sulara vuruyordu... Yemyeşil çimenler duaya duruyordu, Baharın kokusu her yeri sarıyordu, İki yorgun kayık denize hasret; Karada uzanmış öylece yatıyordu...
Şarkıcı
Bilmiyorum ne zaman hangi devirdi, Bir kız büyülü sesiyle Boğaziçi’nde şarkı söylerdi... O ses verince hayallere dalıp kıyamet, Kopacak olsa da kopmaz; Bir lahza beklerdi... Cümle bulutlar titreşirdi yaprak yaprak, Yerinden kalkar yağmur olup yağardı toprak... Elinde borusu dakikaları sayardı İsrafil, Bitmesin bu şarkı diye yalvarırdı; Semaya bakarak...
Bahara Merhaba
Çiğdem düştü sulara bahar menekşelendi, Uzak mavi ufuklar sislerle perdelendi. Pembe rüyalarla nakışlandı akşamlar, Erguvanlar gelin telleriyle süslendi. Dinsin diye yaralı gönüllerin sızısı, Bahçelerden ses verdi güllerin kırmızısı. En güzel şarkılarını söyledi bülbüller, Dile geldi tellerde duyguların yankısı…
Gölgeler
Sevdalım beni gölgeler gibi sevme
Silinir akşamları gölgeler…
Hayal et hep güneşi, aydınlığı
Ne olur ne olmaz sonra;
Olur da sevdamızı gölgeler...
Rüzgar Sustu
Rüzgâr sustu sessiz kaldı geceler,
Bülbül öter tekrar tekrar heceler,
Geçen yıllar sevgimize şahittir,
Dalga dalga sonsuz mavi denizler...
İyi ki gelmişim irem bağına,
Takılıp kalmışım ipek ağına,
Yunus’um adını söyleyen sazla,
Çalıp da vardım gönül kapına...
Camdan köşke ben misafir gelmedim,
Canan deyip çiçek çiçek gezmedim,
Ömür boyu kalpten kalbe söz verip,
Beni senden daha fazla sevmedim...
İmkansız Sevda
Başlayan sonbahar evet; sona eren kış değil,
Siz sessizliğe bürünmüş dallar toprağa eğildikçe eğil...
Yeter ki kurumasın gönüllerdeki yapraklar,
Kalplerden taşan sevgilerle sevildikçe sevil…
Bir teselli verdim çıkarıp ruhumun köşesinden,
Rengârenk temenniler derdim saadet bahçelerinden…
Ufuklara dalıp giden bakışlardan sızan hüznün
Farkı yoktu, bulutların mehtabı örtmesinden…
Kader beyhude yere arama mutluluk hırkasını,
Aralasan da göremezsin perdenin arkasını…
Ne sırlar yüklüdür bilemez dışarıdan bakan,
Belki imkansız bir sevdadır onun gönlünü yakan...
Olmayacak Şeyler
Olmayacak şeylere takıldım birden;
Pembe denize,
Yeşil semaya,
İncir veren elmaya
Ve ötmeyen bülbüle.
Minicik kuşun çağıldayan göğsü
Yeter mi kuruyan gülü diriltmeye?
Ağlayan bülbül; değer beklemeye…
Irmak olacak yaşlar,
Yeşerecek kızıl gül.
Haydi şarkını söyle, susma ey bülbül!
Bal Arısı
Sıradağlar ardında mavi yeşil ormanlar, İçinde geziniyor nazlı nazlı ceylanlar... Bağlaması elinde ağustos böcekleri Ve hep bir ağızdan şarkı söyleyen kuşlar... Ormanın kuytusunda küçük küçük yapılar Uzaklardan bakınca Köy mü dersin buralar... Bazıları tek katlı Yüksekçe kimileri. Hepsi aynı yöne bakıyor evler pek de düzenli, Bu evlerde oturanlar belli ki çok özenli. Katar katar gidiyor Dumanı yok trenin Rayları kütüktendir Peki; yolcuların nerede senin... Arıların evidir; kovan derler adına, Üç öğün yemek pişer hiç doyulmaz tadına. Gelin eve girelim; yavaşça sokulalım, Mucizeye içerden şöyle bir dokunalım... Küçük kapıya dikkat, sakın başını vurma, Sadece bak etrafa fazla kafanı yorma... Aman tahta çerçevenin kenarına basmayın, Sazın teli değil o, burguları kasmayın...
Binlerce tüylü anten işledikçe işliyor, Yaratanı her neyse demek böyle istiyor... Çiçeklerin iksiri harcına karışıyor, Şu mucize karışım Lokman’la yarışıyor... İşte kovana geldi yeni yeni takımlar, Heybeleri dopdolu çiçeklerden akın var! Altın tozu katalım fazla cıvık olmasın, Biraz da safran verin tadına doyulmasın... Böyle sürüp giderken aniden davullar çaldı: Kraliçe doğruldu kapıya haber saldı, Birden karıştı kovan herkes yerini aldı... Mızrakları elinde iki bölük ayrıldı, ‘Bir yabani arıdır gelip geçer’ dediler, Hey Afrika arısı! Takviye istediler... Ne yaman savaş oldu, içeriye çektiler, Kanatla ısıtarak güzelce közlediler... Bak Afrika arısı; bayraktara yaklaşma, Uzaklaş buralardan kovanlara dokunma... Eski düzen gelince neşelendi arılar; Petekleri mumlayıp sarıp sarmaladılar, Yeni çiçekler için uçup kanatlandılar...
Kızıl gerdan Kuşu
Kızıl gerdan yapma, Bunu yapma bana…
Daha dün söz vermiştin
Beraber gidecektik yuvana,
Hani yeni aldığım hediyeleri
Verecektim yavrularına...
Şimdi kapatmış gözlerini avucumda yatıyorsun...
Uyuyor musun?
Yoksa: Bir damlacık kalbin durdu da ellerimin sıcaklığımdan
Can mı istiyorsun...
Kalk bahçelerin süsü; ne olursun.
Yine kanat vur göklerde; kırlarda şarkıların duyulsun .
Sarı
Çağlayan sulara eğilen çiçeklere bakıp bakıp Diyorsun ki; sarıyı değişmem başka renklere... Gerçekten sarı mı en sevdiğin renk? Mazur gör beni alınma sualime... Eğer öyleyse sarı olmayan çiçekler Kahrından sararıp ölecek! Çiçeksiz kalan arılar, ağaçlar, kuşlar... Dünya bir felakete doğru gidecek... Gördüğün bütün renkler adına; Bir daha düşün, düşün bir daha... Yoksa bütün çiçekler toplanıp kapına gelecek!
Sus Ey Bülbül!
Hazanımda bahar arama Sus ey bülbül sus! Artık kafesinde değil yüreğim içimde mahpus... Son demleridir gayrı Gazeller bitti bitecek, Kuru dalları el açmış Gövdeler belirecek… Ey bülbül; Acaba yeniden, Köşkünde yavrular olacak mı? Nazlı akan dereler Sesini duyacak mı? Açacak mı damla damla nisanla, bülbülistanda gül? İşte o zaman şarkı söyle, o zaman ağla; gülistanda bülbül...
Bir Yolcu
Bir yolcu gelir mevsiminde uzak diyarlardan, Süzülürken ışıl ışıl müjdeler saçar kanatlarından Pembe duvaklara bürünür cümle erguvanlar Güller altın kemer takar çıkarıp sandıklarından... Vuslata eren gül, usulca bülbüle der ki; Raks eder feryadında ruhum, Sen söyle şarkını isterse bir günlük olsun ömrüm... Yüreğim üç telli sazdır benim, dikenim mızrap, Çağıldar nağme pınarım yayılırken etrafa kokum... Gül yaş döker gözünden içini çekip çekip, Bastığın dalım bana turab olsun deyip deyip... Gönül yarası kanarken için için ah eder, Gitme diye yalvarır; gitme, beni bırakma andelip...
Yürür Giderim
İçmekten yana derdim yok benim Çölde günlerce yürür giderim; Susamak ne diye soracak olursan eğer Yediveren gülü Aramak derim... Gece açar, güne dargındır bu gül; Naz eder bülbüle Sehere erişip nice koşmayla, tül tül... Güftesi üç parça Bestesi eşsiz Bir şarkıdır bu: ‘Haydi bana gül’ Diline doladı bu nağmeyi Şakıyıp bülbül...
Semazen
Gönlüm bir semazen döner ah eder, Ney’in büyüsüyle yanıp feryat eder. Çaresi yokmuş neyleyim bu yıl, Açmamış baharda kırmızı güller... Bir elim semâda bir elim yerde, Sevda ateşinin düştüğü yerde, Küllenmez kor olur benim hasretim, Her akşam güneşin battığı yerde... Ufuklar karanlık sabahım nerde ? Yeşil Nisan’ım Mayıs’ım nerde ? Vuslata ereyim en nihayetinde, Dağılsın bulutlar açılsın perde...
Seher Yeli
Seher yeli bana sorma sevdayı,
Çok görüp de bir vedayı geçip gitmiş meğer…
Bindiği küheylan kanatlanıp yükselmiş ki arşa değer…
Seher yeli soracak olursan sevdayı eğer; Şakıyan bülbüle sor.
Uç uç böceğinin elinde eli
Bahçelerin güzeli
Harelerle bezeli
Pervaneye sor...
Bana sorma, seher yeli;
Sessiz gecede
Titreşen söğüde sor.
Bir ümit, sarılmış meşede
Uyuyan sarmaşığa sor.
Yıldızlara da sorma.
İhtimal o bilir;
İçin için yanıp
Geceyi söndüren güneşe sor…
Dert Etme
Gurbet mi sılada ayrılık mı kavuşmada; Kedere boğan ne seni? Yoksa; şu erken gelen hazan mı ilkbaharda. Dert etme; gün batarsa batsın... Varsın dönüp gitsin uyuyanları uyandırsın... Dert etme ne olursun; Unutma ki sen, Bir parça ruh verilmiş topraktan ve sudansın...
Arıyorum
Siyahta maviliği arıyorum ben; aydınlığı zulmette ... Yağmuru çöllerde arıyorum, Gölgeleri güneşte... Ne cenneti ne vaatleri; Fenalıklara düşman, Adil ve erdemli, Düğümü burada çözenlerin ülkesini arıyorum... Elbet galip gelecek iyilik, Bunu ben biliyorum. Yıldızlar rehberimdir; Geceleri de yürüyor, yürüyorum. Malum karınca misali araya araya; Gidiyor, gidiyor, gidiyorum…
Gün Dönümü
İlk yaz biter yaz gelir süzülür mevsim mevsim,
Bürünür renklerine her biri ayrı resim...
Aylar ise kervanda sıralanır da gider,
Bir aralık duraklar ve sonunda yıl biter...
İlk Tanrısı insanın güneş; döner başka alemde.
Gün gelir 21 pare top atılır o en uzun gecede...
İnileyen halatlar zamandan demir alır,
Gemi bir daha yelken açar volta vurur denizde…
Son hızla yayılır göklerden gelen bu müjde,
Dakikalar eksilir dünden beri geldikçe...
Sahile Vuran Dalgalar
Siz! Bıkmadan vurup sahile, süreyyada yanan yedi kandile taşan
köpük köpük dalgalar!
Ah, ne olur çıkmışken hazır arşa,
Dönmeden daha yurdunuza
Şöyle bir parça,
Yüreklerimize de uğrasanız, sevgiyle yıkasanız...
Belki bembeyaz olur gider karalar!
Vurun dalgalar!
Umut bahçelerinde kırmızı güller açsın,
Gümüşi kıyılarda çakıllar oynaşsın...
Siz dalgalar!
Durulayın şu kalpleri kopmasın, kopmasın artık kasırgalar;
Beyaz bayrak dalgalansın, teslim olsun karanlıklar!
Salgın
O günler bir gelse,
Bir gelse o günler…
Haram olmaktan çıksa,
Keyifli çaylar kahveler.
Güvenmek; dost arkadaş,
Ne endişe ne telaş.
Sıkmak uzatılan eli;
yarından daha yavaş…
İnsan Sever
İnsan sever; Kimine sevgilim, Kimine kızım der. Oğluna aslanım, Kızına çiçeğim, Çiçeğe gülüm, Yavrusuna kuzum, Der. İnsan olan sever.
Umut
Demet yaptı umutlarını beyaz bir zarfa koydu, Ak mı ak güvercinle onu göklere saldı, Pembe hayallerini kuşandı sessizce, Uzanıp ıssız geceyi seyre daldı... Umudun postasına namlular doğrultuldu, Bir çiftenin sesi neden sonra duyuldu… Kırıldı kaldı gece uçan kanatlar; heyhat ! Sahipsiz kalan zarf gökyüzünde kayboldu... Nefesinden anladı umudu da yaralıydı... Fakat teslim olmadı; üstüne varmalıydı, Sevgi şarabıyla matarasını doldurdu, Kör kuyularda sevaplarıyla günahlarını yıkadı, Umuttu zarfın sahibi; umut ediyordu...
Bülbül
Yakut zümrüt olsa tacı, Altın kafeste durmaz bülbül. Aşiyanı gül ağacı, Ne çiğdemdir ne de sümbül. Ey gecelerin ışığı, Yol ver bülbüle, Kanat çırpıp aşkına, Yanak sürsün gülüne… Dökülen nağmelerine, Gümüş bağlama istemez. Bal damlası göğsüne, Mızraplar da işlemez. Bilen varsa söylesin; Bu sesin sahibini görenler var mı? Sevdasını yazacak kalemler var mı? Daha dile gelmeyen romanlar var mı? Tutkuyla sevmesi gibi sevenler var mı?...
Vuslat Treni
Süzülür demir raylarda dumanında kayıp tren, Bir teselli mektubu; sevgiliye hasretini sabırla ören... Kimi ıssız duraklar; bir bir geride kalır, Geçit töreni yapar yolculara; yollara gönül veren... Parıldayan raylardan çıkıp karlı dağlara, Ses verir düdüğüyle o sonsuz yaylalara. Sonra; dörtnala uçup gider inince ovalara... Nihayet kavuşur sevenler, sevgi dolu kollara, Elele koyulurlar, gül dökülmüş yollara. Nefes nefese veda eder; Demir atın çektiği yorulmuş kara tren...
Dur Yaşım
Daha dün Ocak değil miydi ne Aralık yıl bitti ?
Mevsimler yaşanmadan,
Bir yaşım daha gitti.
Yakınmam sana değil bu düzeni kurana,
İçimden geçirsem de,
Sitem etmem zamana.
Dur! Desem de durmazsın,
Denedim, biliyorum.
Derman oldu çaresizliğim,
Teslim olmuyorum...
Yaşadım ki yaşlandım,
Biraz yavaş diyorum.
İçime akan yaşları usulca çıkartıp
Yerine koyuyorum...
Kavuşan Leyla ve Mecnun
Bulutları mavi mavi olurdu kayaları alaca,
Dağlarında ceylanlar gezerdi güneş batıp solunca...
Günlerden bir gün yankılandı bu belde,
Birbirine vurulan iki genci duyunca...
Biri çocuktu daha; biri daha çocuktu,
Leyla derlerdi kıza sanki pembe boncuktu..
Dillere destan bu aşkı göklere yazdı rüzgâr,
Leyla’ya aşık olan genç mecnun kere mecnundu...
Kavuştu bu aşıklar hikayenin tersine,
Saadete erdiler ölmeden ölürcesine.
Ne var ki çok gördü ecel; erken aldı Leyla’yı,
Görmek istiyorsan onu; sen de gel dercesine...
Ressam
Bir elinde fırçası; boyası bir elinde,
Piposu var ağzında; yıldızı beresinde...
Ressamların ressamı bu ressam:
Resimleri hayallerin bile çok ötesinde...
Fuları boynunda; sanatı zirvesinde,
Arabayı resmeder atının terkisinde...
Ressamların ressamı bu ressam:
Yaptığı manzaralar canlanır ancak;
şiirlerde değil; şairlerin kendisinde...
Yalnızlık
Yürüyorum
Gülüyorum
Nefes alıyorum;
milyonlarla yan yana...
Fakat benim en iyi arkadaşım;
sağ yanıma yaslı duran yalnızlığım.
Elbette eşim dostum ailem var,
Beraberce birlikte sonuna kadar;
yağmurda ıslandığımız,
Soğukta üşüdüğümüz,
Yürüdüğümüz çöllerde;
güneşte yana yana.
Bir bardaktan
su içtiğimiz susayınca kana kana...
Bütün her şeye rağmen
gecelerde gündüzlerde;
hep kolumda aydınlığım,
Terk etmeyen sevdam benim;
sağ yanımda yalnızlığım...
Gönül
Çözemedim seni gönül...
Sen nasıl bir kelimesin?
Yerde misin gökte misin?
Bahçedeki gülde misin?
Yoksa kafesinde atıp duran kalplerin içinde misin?
Aşk desem aşk değilsin; sevda desem sevda...
Göremedim sahi seni; sen nerelerdesin?
Nerede arasam seni; ruhta mısın?
Tende misin?
Sevgi desem eksik kalır darılırsın,
Sevdiğin darılsa incesin kırılırsın...
Durulursun; göklere uçunca belki gün gelip,
Aşık mısın maşuk musun; sevgi üstü sevda mısın?
Çözmek için seni ateş oldum ışık ışık yandım söndüm.
Çözemedim ne yaptıysam şu kadar yıl geçti ömrüm,
Gel biraz da sen anlat kendini bana
iflah olmaz deli gönlüm...
KIRILSIN KALEMLER
Kırılsın kalemler
kırılsın
yazacaksa kötü alın yazıları,
Kırılsın o kalemler
kırılsın
mutlu olacaksa
sadece bazıları...
Yansın kağıtlar ve
yazabileceği ne varsa
kalemlerin;
yazılmasın idam fermanları...
Kırılsın o kalemler
kırılsın
ayrılığa dair
mektuplar yazacaksa...
Yazdığı ölüm olacaksa;
toplar tüfekler süngülerle beraber
kalemler de toplatılsın:
Eğer
kırılmayacaksa...
KENDİSİ İÇİN DEĞİL
Yağmur kendisi için yağmadı.
Toprak yeşerdi,
Ağaç oldu tohumlar...
Nehirler kendisi için akmadı.
Kıvrım kıvrım geçerken
hayat buldu tarlalar.
Kendisi için doğmadı güneş,
İçini değil içimizi ısıttı.
Boşu boşuna geceleri ay görünmedi,
Işık oldu karanlıkları aydınlattı.
Ben buradayım dedi:
Kar, sis, fırtına, deniz...
Dünyamızla aslında biz bir bedeniz...
Kendisi için esmedi rüzgar,
Kuş uçmadı, koşmadı at...
İnsanın iflah olmaz bencilliğine inat...
Uduna Mızrap Olayım
Uduna mızrap olayım vur beni tellerine,
Sayfa sayfa söz olayım al beni ellerine...
Yüreğinden akan seller çağlayıp ırmak olsun,
Esen rüzgar olayım o güzel ezgilerine...
Kemanında yay olayım varsın içim kanasın,
Ellerin; mızrapları; başka yayı tutmasın.
Hayranın olayım sen terennüm ederken şarkını,
Hayallerimden beni kimse uyandırmasın...
Bahara Merhaba
Çiğdem düştü sulara bahar menekşelendi
Uzak mavi ufuklar sislerle perdelendi
Pembe rüyalarla nakışlandı akşamlar
Erguvanlar gelin telleriyle süslendi..
.
Bahçelerden ses verdi güllerin kırmızısı
Dile geldi tellerde mızrapların tınısı
En güzel şarkılarını söyledi bülbüller
Dinsin diye yaralı gönüllerin sızısı...
Bazen
Bazen pembe kanatlı pervaneler uçuşup kalbe dolar,
Gönüllerden taşan duygular akşamla ufka dalar.
Kimi suzinak kimi mahur; yürük semai besteler,
Farklı hayatlarda şarkılar başka başka çalar.
Bazen deniz tutuşur alevlenir dalgalar,
Toprak susar su uyur; uyanır uykusundan sevdalar…
Ansızın baş verir gömüldüğü yerden binlerce tohum,
Yeniden hayat bulur baharlardan bir bahar …
Mümkün Olsa
Mümkün olsa da;
veda etsek vedalara,
Mümkün olsa da;
gerek kalmasa kavuşmalara,
Mümkün olsa da;
yolculuk olsa gönülden sevdalara...
Ayrılık hüzün keder silinse sözlüklerden,
Mümkün olsa da;
kimse karalar bağlamasa...
Ve akacaksa eğer;
sevinç gözyaşları dışında
gözlerden başka yaşlar akmasa...
Övüncüm
Sen! Övündüğüm...
Derinlerde arayıp
yanı başımda gördüğüm,
Yirmi yaşında otuz;
otuzunda bilmem ki ne
olan.
Sen! Taptaze bir fidanken
türlü çeşit meyve dolan...
Ayrı tutmam seni;
kendimizden sayarım.
Bahtına dokunmakla ben;
bahtiyarım...
Kuru Gül
Kurusa da gülün yaprağı
yine gül vardır içindeki özünde,
Her zaman pembe bir goncadır o;
seven yarın gözünde.
Yıllarca unutulsa defterin arasında
öksüz bir yavru gibi,
Gün gelir hatırlanır
aşıkları anlatan bir türkünün sözünde…
Gülümse Çocuk
Gülücükler sustu soldu bütün çiçekler,
Mehtap görünmez oldu kapandı siyah perdeler...
Ne kar var ne buz ne de sağanak gördüğüm,
Fakat yollar geçit vermiyor;
hepsi ama hepsi kördüğüm...
Etrafta hazin bir sessizlik hüküm sürüyor...
Hüzün bile hüzünlendi için için ağlıyor.
Sel oldu gözyaşları taşıyor
nehirlerden,
Eğer sen gülmezsen güneş dahi doğmam diyor...
Haydi gül çocuk gül;
gül de gülmen dünyaya yetsin,
Hayat durmasın;
kaldığı yerden yoluna devam etsin...
16.9.2022
Güze Güzelleme
Yapraklar kelebekten;
sislerde kayıp zaman;
sabahlarda bir ayaz,
Gözlerde kara sürme;
gök mavi deniz yeşil;
sarılar fazla bu yaz…
Aralık’tan bir önce
ekim dikim bereket,
Renklerin hepsi solgun ;
geceler siyah beyaz…
Kristof''un Kırbacı
Ak sütüydü Tanrı’nın
Yayıldı kumsallara
Gözlerde mavi sürme
Tül oldu adalara...
Yıllar yılı huzurla
Yaşıyordu yerliler
Güneş balık kakao
Bize yeter dediler...
Derken günün birinde
Üç yelkenli belirdi
Yaz mıydı yaz başı mı
Senelerce senelerce önceydi...
Yelkenliler gözünü
Bu cennete dikmişti
Pupa yelken doğruca
Dümeni çevirmişti...
En önde Kristof vardı
Elinde kırbacıyla
Bir elinde fermanı
Belinde kılıcıyla...
Birkaç boncuk değersiz
Rengarenk kumaşlarla
Esir aldı zahmetsiz
Zavallı yerlileri...
Karaibler Denizi
Al kanlara boyandı
Köleliğe direnen
Ateşlere atıldı...
Cehennemin atlıları
Evet; galip gelmişti
Masumiyet yok olmuş
İnsanlık yenilmişti...
2006 Küba
Ben
Kainatın sonsuzluğunda
vücut bulan bir desen,
Küçücük noktasın sen
varlığınla olduğun yerde esen!
Bir ömre şahit oldun
üçüncü göz gibi alnımda duran,
Ben; siz onlar sizler
tanıyan tanımayanlar ve sen!
21.10.2022
Kelebek
Dünyalar güzeli kelebeğim benim,
Acısı tatlılardan tatlı sızım benim,
Her nereye koysam içimdesin sen
Çiçeklerden güzel ceylanım benim.
İlkler
Deniz kızlarının enginlerdeki sesiyle
Bana söylenmemiş şarkıları söyle;
Nihavent makamından olsun.
Gönlüme dolsun notalar doyulmaz ahengiyle,
Bana hiç duymadığım nağmeleri çal.
Henüz icat olmamış çalgılardan çıksın sesler,
Öyle nağmeler olsun ki tutulsun nefesler.
Beni hiç doğmamış güneşlerle aydınlat.
Işıklarını başkaları görmemiş olsun,
Tanyeri ağarırken sadece ve sadece benim odama doğsun…
ŞAHİDİMDİR
Bir kaç nefes çekip attığım o sigara,
İncirin dalının tam ortasından böldüğü dolunay; Şahidimdir.
Yaz ortası gecesi
Hava ılık mı ılık,
Hüzünlü bir martının Attığı çığlık;
Şahidimdir. Uzakta, çok uzaktaki dost eli,
Yenimahalle, Altınkum, Garipçe ve Türkeli;
Şahidimdir.
Karşıdaki loş evler
Sessiz uçan yarasa,
Lambadaki pervaneler;
Şahidimdir.
Pervasız titreşen akasya
Zakkumlar bahçedeki,
Gül ağacı, manolya;
Şahidimdir.
İşte şu fener; yanı başımdaki,
Denizde yolcular,
Beni görmese de gözleri;
Şahidimdir.
Şahidimdir cümlesi;
Sükun dolu geceyi
Gölgemin bozduğuna.
Gurubun Gizemi
İstanbul’da akşamüstü,
Güneş vedaya hazır,
Savurur ışıklarını göklerden
Nazlanır da nazlanır.
Biz serin akşamlara
Merhaba derken,
Gün uzanır semaya Süleymaniye’den.
Önce turuncudan kızıla
Ufka doğru inerken
Sisleri perde perde yarar,
Sanırsın vakit erken.
Sonra kıpkızıl koca bir kor
Yaklaşır uzak ufuklara,
Ve eflatun kalemiyle der ki;
Hazırım yeni şafaklara.
Hiç acele etmeden
Dönerken yavaş yavaş
Bulutlara tutunup birden
Şöyle der güneş: Tutuldum;
Kuşağım İstanbul desenli...
Bakıver şu semaya,
Vuruldum;
Yedi iklimin yosmasına
Dalıp pembe rüyaya.
İşte onun için
Boğar ufku kızıla Kanayan yaralarım... Yaklaştıkça toprağa
Bin bir renkle ağlarım.
Üsküdar ayna olmuş
Ben bir deli divane
Gurubu görmek için,
Bakarım ben kendime… 2004
Ben Bir Fenerim
Beş bin yıllık şehrimin gözleriyim ben. Ceneviz, Bizans, Fransız, İtalyan, Ve Türk kadırgaları geldi-geçti önümden, Beş bin yıllık şehrimin gözleriyim ben, Gemiler yalpa yalpa peşinde fırtınalar, Umut dolu yürekler hep şavkımı arar. Simsiyah geceleri delerim ışığımla;
Daha dün gibidir bana asırlar,
Beş bin yıllık şehrimin gözleriyim ben. Dumanı savrulur Gülcemal’in,
Al sancağı suya değer Kocatepe’nin Topları gürler Yavuz’un,
Bir martı çığlık atar,
Cümle deniz beni heceler…
Cıgaramın zifiridir geceler, kara geceler.
Dudaklarda dua; Kalplerde kim bilir ne bilmeceler,
Beş bin yıllık şehrimin gözleriyim ben. Karadeniz’den kopan deli rüzgar;
Hırsını önce ben göğüslerim.
Altın saçlarımla ve gümüş gövdemle ben,
Denizcilerin yariyim.
Sıra sıra kandillerim, bekçilerim, Yunuslara yol gösterdi,
Beyazlara uydu tenim.
Fanusum, kristallerim...
Beş bin yıllık şehrimin gözleriyim ben. 2004
Kalbim Benim
Süt kadar ak
Gül kadar kırmızı
Gece kadar siyah
Kalbim benim.
Oğlum kadar hakikat
Gülünce gün durur
O saat
Saf
Çocuk
Neşe
Oyun..
Kalbim benim.
Hayatım, ziyafetim, toyum...
11.01.2005
Erguvan
Sessizce bürünür duvaklarına,
Pembeler içinde bir nazlı gelin...
Neşeyle göverip bahar aşkına,
İçinde kaybolur gümüşi selin...
Erguvan akşamları anlatılmaz ki,
Kanayan ateşten bir damladır o...
Kırmızı atlastan halıdır sanki,
Müjdelerden müjde bir sevdadır o...
Mükemmele varıp, onun dalında,
Boyanıp salınmış gökler katında..
Kıskanırlar onu kadınlar kadar,
İki-üç haftalık saltanatında…
2005
Anlar’a Cevabım
Bir duyuştu ta derinden anlayabildiğim, Borges’in şiirinden.
Hayatı sorguladım bir kere daha,
Beni gözden geçirdim yeniden.
Kırk beşimde mi neydim, fakat mutlaka ortanın üzerindeydim...
Çalışıyordum gece gündüz,
Ne boş vermiş ne keyfimdeydim...
Sonra dönüp dedim ki;
sevdiklerimle gezmeliyim, daha fazla.
Meraklarımın peşinden gitmeliyim, son hızla...
İşte böyle yola koyuldum dostlarım.
Şimdi elli beşindeyim.
Ölmeyeyse hiç niyetim yok Borges Usta!
Daha çok izleyeceğim güneşin doğuşunu,
Olmasa da, batışını...
Ve, daha çok kırlarda gezeceğim.
Bir ağacın altında sabırla yaprağın düşmesini bekleyeceğim...
Kuşları, çiçekleri ve arıları teker teker izleyeceğim...
Anlar’ı yaşıyorum Borges Usta ...
Ailem çocuklarım ve sevdiklerimle...
Bana ait bir toprakta, çok sevdiğim ülkemde... 6.08.2013
Senelerce Önce
Senelerce önceye gittim uyurken dalıp hayallere,
Bindiğim beyaz at, alıp götürdü beni uzak yad ellere,
Uçuyorduk durmadan dinlenmeden kuşlar gibi,
Henüz genç bir nefestim sığmayan kafeslere…
Kutsal yurdumun bozkırı birden yeşillenmişti,
Bülbüller şarkıya durup ağaçlar çiçeklenmişti,
Gönülden sevdiğime kavuşmuştu yüreğim,
Konduğum yer bir çöl olsa da bana öyle gelmişti...
Yağmurlar başlamış yazdan kışa dönmüştü mevsim,
Duvarlarda asılıydı artık tek değil bir çift resim,
En uzun geceyi sadece bir geçeydi...
Benim için aydınlıktı o; adı hep şarkılarda beş harf iki heceydi.
Telli duvaklar giyip nihayet eşim oldu;
Biricik aşkım hiç geçmeyen hevesim...
Sessizce Esip
Gecenin bir yarısı geleceğim
Sessizce esip;
Aralanmış pencerenden gireceğim...
Perdeleri yavaşça çekip
Başucunda duracağım;
Uyandırmadan seni seyre dalacağım...
Fazla değil, saçlarını okşayacak kadar eseceğim...
Gel diye yağmura da sesleneceğim,
Yanaklarına birer damla bırakacak; benden aldığı...
Sonra çıkıp teknelerin yelkenlerine dolacağım...
Yolumuz o çizgide bitecek; güneşin ufka daldığı...
Sen duymayacaksın
Eserken attığım o çığlığı.
Uyandığında elimde bir gülle beni beklerken bulacaksın…
Ne sen unutacaksın ne ben;
Gördüğümüz bu rüyayı…
Kızılötesi
Yeniden bir aşk doğuyor
Karşımda kızılötesi
Bayram çiçekleri
Şemsiyeler
Rengarenk dizi dizi
Mavi kapı önünde
Eski fırını hatırlıyorum.
Kızıl yüreğim kıyısında
Çocukluğum senden kalan.
Her seferinde fırtınalar,
Yağmur yağdığında,
Gökkuşağından
Süzülen bir kaç damla
Toprakla buluşuyor sessizce
Dudağıma dokunarak, mavi kapı önünde.
Aradan baktığımda görüyorum;
Küçük adacığı
Dalgalar okşuyor.
Her adım atışımda
Hep sen yanımda
Kızıl yüreğim.
Sana geldiğimde
Ne sen gördün
Ne de kızıl yüreğim.
Her merdiven çıkışımda geçmiş;
Köşemde, deminde çayım ve sen.
Ah be Karadenizim gözümün önünde
Fener göz kırpıyor
Denize aksediyor
Binlerce yıldız tanesi
Gökyüzüne inat
Yeniden bir aşk doğuyor
Karşımda kızılötesi.
Genco Mert – Ali Soysal
Süsen
Bir anda oldu,
Her şey bir anda...
Gün geçtikçe
Güne darılıp küsen
Nihayet kavuştu baharına...
Uyandı uykudan şu nazlı süsen;
Eflatuna bürünüp Kanlıca’da,
Onuncu günü sabahı Nisan ayında.
Hediye Yağmuru
O gün
Renk renk hediyeler pembeler kırmızılar düğüm düğümdü,
O gün
Yağmurların müjdelediği bebeğe yapılan bir düğündü,
O gün
Karnından sıcacık bağıyla bağlanmıştı hayata bebek,
Yarınları bir kenara bırakırsak o gün;
bugünden daha güzel bir dündü… Ali Soysal
‘Doğacak torunum Maya’nın hediye yağmuru günü anısına’ 13.11.2022
Ne Kalır
Ne alır başka ne alır
fırtınalar dünyadan?
Devrilen birkaç
ağaç; savrulan toz göklere;
havada binlerce yaprak…
seller akıp gider nihayet;
yanında götüreceği bir avuç kara toprak.
Ne alır başka ne alır seller dünyadan?
Ne alır başka ne alır bulut yağmurdan?
Yağmur değil midir aslında onu yaratan?
Renkleriyle süslenen yeni atılmış pamuk,
Bazen yerlere düşer sallanan buhurdanlardan…
İnsan ne alır başka ne alır görüp yaşadıklarından…
Verdiği bir çığlık, aldığı ilk soluk,
Doğumdan ecele süren yolculuk,
Geriye sadece ve sadece adını bırakır;
Ne kalır insana başka ne kalır;
o çok sevdiği varlıklarından…
İnsana ne kalır
başka ne kalır yaşadıklarından?…
20.11.2022
KARA GÖZLÜK
Bir çift göz var mana dolu bir yüzde
Tatlı dili şarkı söyler her sözde
Saklasa da örtemez siyah camlar
Her dem taze kahve rengi o gözde…
2.11.2022
SOKAK
LAMBASI
Hazırdı dörtnala koşan atlılar
girerken Eylül'ün son haftasına,
Kapıldılar birden
kanatlarda kopan
yılın sayılı fırtınasına.
Nal sesleri erişince savruldu
hınca hınç dolu yapraklar,
Vardılar sonunda
kentin girişindeki bir
sokak lambasına…
Nerede insan varsa;
yoluna sokağına,
Geceleri ışık saçar;
düşmandır karanlığına .
Kim geçerse altından
ayırt etmez parıldar…
Atlılar! Geçmeden harbin son saldırısına Bir kulak verin siz de;
yorulmadan ayakta bekleyen
şu sokak lambasına… Ali soysal
15.12.2022
O SES
Kara boşluklardan rüzgarlar eser hani
ölçülemeyecek kadar uzak mesafelerden,
Savrulur ya yabancı yapraklar hani
başka başka galaksilerden...
Yıkılmış hayallerden
Kırılmış kalplerden
Uyanır da ürperirsin hani
bir şarkı işitircesine ta eskilerden...
Sonra derinlere düşersin bazen uyurken düşlerinden,
Yüreğinin telaşlı sesi hani gitgide azalır da
sezgilerden bir demet doğar hani
Müteşekkir bir selam gönderirsin hayata;
ruhunun enginlerinden....
Gecelerden bir vakit
ansızın o ses dolar odana derman niyetine
Daha yere vurmadan
yetişir ve alır seni hani uçurumun diplerinden.
Nefes
Nefesimi duyuyor musun bir tanem,
Bak havada şaklayan bir kırbaç sesi
Yavaşça gel bir tanem,
Dinle sensizken sen diye aldığım nefesi…
Bağrımdan koparak göklere savrulan her aldığım soluk
Seni sayıklar bir tanem;
daha ne diyeyim; yok ötesi…
22.12.2022
Mevsimler
Nasıl anlardı bilir misiniz resimleri?
Tersinden bakardı ters çevirip mevsimleri.
Kimi hüzün dolu sonbahar kimi sıcak yaz,
Albümlerde bir hayalden ibaret yüzler; unutulmuş isimleri…
En çok; o büyülü erguvanlara inanırdı,
Bir de; bahardan sonra geri gelecek yaza…
Sabırla beklerdi neva makamında mırıldanıp,
Toprağın tirşe faslından geçmesini; beyaza…
Hasbıhalini kıskanırdı tellerden deli rüzgar,
Estikçe eserdi de dalga dalga olurdu saçları…
Mevsimler kışa dönüp sonbahar geldiğinde ise,
Sisler basardı hani karşı tepelerdeki yamaçları.
Her şeyden fazla mevsimlerin Tanrısı güneşi severdi,
Bir de gölgesine sığındığı o asırlık ağaçları…
21.12.2022
(Müzisyen Ergüder Yoldaş anısına...)
SILA
Farz edelim ki bugünlerden çok önce
eski devirlerdeyiz,
Farz edelim ki sıla bizden uzakta
biz de sılaya hasretlerdeyiz…
Yıllar geçip gittikçe sabırlar
kabından taşmış olsun,
Sıla bize gelmezse başka çare yok;
biz ona gideceğiz.
Farz edelim ki iki bacı bir kardeş
bir yaylıya kurulduk,
Yağız atların koştuğu arabayla bizler yola koyulduk.
Sılaya varmak hayaliyle gidiyoruz
revan olup yollara,
Yaylıdan içli bir keman sesi
biz de türkü tutturduk…
Ufuklarda gözleri; ellerinde dizginler
sür gitsin arabacı,
Biteviye uzanan o yollar bize;
biz yollara yabancı.
Akşam yakın yol uzak
demeden gidiyor arabamız,
Sonunda konak göründü
tırmanırken karşıdaki yamacı…
Farz edelim ki bugünlerden çok önce
eski devirlerdeyiz,
Farz edelim ki sıla bizden uzakta
biz sılaya hasretlerdeyiz.
Eski bir hana indik;
bize gösterilen yere yaydık şiltelerimizi,
Geri dönmek yok artık;
varmak için menzile biz seferlerdeyiz....
17 Ocak 2023
Gönülde İhtilal
Boşuna gönülde ihtilal; zirveye vardı yıllar,
Çelik yelek giysen de kurşun değildir yaşlar.
Saatler çoktan çaldı; inmek vaktidir diyor,
Hani çıkması hayal olan; o karşıki yokuşlar…
Yok mu oldu pembe yanakların nakış nakış gülleri,
O gözler ki kaçırırdı baktığında ateş saçan gözleri.
Yıllar; bitmeyen yollar gibi daima uzun görünürdü,
Bir bakarsın sönmeye yüz tutmuş ocak;
küller örtmüş közleri. 14 Şubat 2023
Bir Umut
Bir umuttur yaşamak:
Yüreklerden kopup gelen,
Bir güzeldir;
tahtına oturup gönülleri çelen.
Bir umuttur yaşamak:
Bir boş kadehtir masalarda;
mehtabın loş ışığıyla dolan,
Bir avuç gökyüzüdür;
aksiyle durgun sularda solan.
Birden dalgalanıp da
yerler,
Hanümanında uyurken gecenin bir yarısında,
Bir umuttur
ve
uzatılan yardım eline
uzanmaktır yaşamak:
Kapana kısıldığı
o enkazın arasında …
11 Şubat 2023
Sevdim Ağladım Güldüm
Sevdim ağladım güldüm,
Eriştim açtım söndüm.
Aşkın baharında ben,
Hazan oldum döküldüm.
Yarındın sen; dünümdün,
Gece gündüz düşümdün .
Ateşi hasretinle yakıp,
Beni küllere gömdün…
Sevdim ağladım güldüm,
Eriştim açtım söndüm.
Aşkın baharında ben
Hazan oldum döküldüm…
2 Şubat 2023
MİRAT
Bakınca; aksinde gizledi seni,
Camında sırrına erdi aynalar.
Tararken dökülen bir çift telini,
Hatıra diyerek aldı aynalar.
Başında haleyle resmetti seni,
Gönül defterine yazdı aynalar.
Dilinden dökülen o içli sesi,
Bülbülün sedası sandı aynalar.
Yaslı duvarlara methetti seni,
Esrarı bendedir dedi aynalar.
Kırıldı çatınca hilal kaşını
Sırra kadem basıp gitti aynalar.
22 Ocak 2023
EMEK
Dertlerden yana noksanımız olsun
saadetten yana fazlamız,
Yaşamak; hep beraber kardeşçe
budur bizim kavgamız.
Elde kalem ayakta çizme
emek emek alnında ter
ve yarınlardan emin,
Şen türküler söylesin insanlar;
hep bir ağızdan kaygısız…
11.2.2023
Deprem
Arz yürüdü koşar adım
kırıldı geçtiği yerler,
Huysuz bir at şaha kalktı
boşandı bütün eyerler.
Şubat’ın 6’sında
en tatlı demindeyken uykular,
Keder denizine gark oldu yurdum;
şaştı cümle ibreler…
Şimşekler başka çaktı;
başka türlü yağdı kar,
Bu felaket az değil 513’ten yadigâr.
Uçmaya varan canlar
sizi mi buldu zalim felek,
Sizler ukbaya geçip gittiniz;
kalan yüreklerde pare pare yare var…
7 Şubat 2023
SARSINTI
Sen ne sinsi zehirli bir yılansın!
Bu dünyada hakikat;
zihinlerde yalansın.
Gecelerden bir gece
ecel olup sessizce,
Masum bebekleri anaların kucağından alansın…
Sen! Toprağa fermansız hükmeden,
krallardan kralsın,
Aynı yollardan geçip gelip gidip defalarca vuransın..
Emek emek yapıldı nakış nakış örüldü
güzel çirkin demeden yakıp yıkıp kıransın
Her ne olursan ol fark etmez!
Toprağı dalgalandırsan da,
Ağaçları söksen de,
Taşları kayaları yarsan da,
Yerleri ateşe boğup
bedenimizi yaksan da,
Biz sana inat yaşayacağız!
Ve,
Yaşatacağız!
Eksileceğiz belki…
Üzüleceğiz çok;
sellerce yaş dökeceğiz gözlerimizden…
Fakat; kalleşe
boyun eğmeyeceğiz.
Canı cananı almak için:
Ne kadar tuzak kursan,
Ne kadar sinsi de olsan;
unutma ki biz
pes etmeyeceğiz!
Yaşamak ve yaşatmak için direneceğiz sonuna kadar:
Ölsek bile hepimiz birden
asla ölmeyeceğiz.. 23 Şubat 2023
Dört Kardeş
Güneş dönüp durdukça gezinir hep mevsimler,
Gök yüzünde belirir dört mevsimden resimler…
En sevilen bahardır fakat kış olmadan gelmez ki,
Aslında ilk yazıyla güzüyle ayrı ayrı güzeller…
Bir keresinde el ele beraberce fenerde görüldüler,
Kardeşler bir arada çeşit çeşit renklere büründüler.
Kahveler acı acı yüreklerde bir hüzün; yarıdaydı bayraklar,
Matemden bir saat izin alıp
şiirden kokuları yüzlerine sürdüler...25.2. 2023
Acı Yaman
Bir vakitler mamur Hısnı Mansur’un
acı yamana
rücu etti adı,
Yerle bir oldu bu şehir;
kolları kırıldı hiç kalmadı takatı.
‘İmdat!‘ çığlıklarına
yetişti
yardım melekleri hiç
beklemeden
Şefkat dolu şu yürekler
pişman edecek nihayet
yaptığından afatı…
1 Mart 2023
Yas
Yaman bir el dokundu,
Kırdı yerküremizi.
Tatlı uykularından,
Aldı on binlerimizi.
Yaktı bizi ateşler,
Dağladı bedenimizi,
Makasıyla enkazda
biçti kefenimizi.
Ölenler öldü gitti,
Törensiz gömüldüler…
Yine de bitmedi zulüm;
yas denizine batırdı,
boğdu hepimizi…
18 Şubat 2023
Acılar Denizi
Nedir sen bilir misin
acılar denizinde
ateşten bir kayıkta olmak?
Sen bilir misin nedir;
kızgın demirden küreklere asılmak?
Rüzgarlar üç adam boyu eserken,
Ve; dalgalar alev alev yükselirken,
Ve; yer titrerken zangır zangır,
Bilir misin nedir sen;
sığınacak sakin bir liman aramak?
Bir kıyısında denizin;
her yer gün güneş limanlık!
Fakat apansız bir fırtına çıksa
uzak sahillerden birinde,
Masum bebek genç
yaşlı kadın erkek anne
bir dolu ölüm ölüm;
hepsi kalsa
enkazın içinde…
Keskin mi
keskin bir hüzün
hiç sabah olmaksızın
karanlıklardan baksa…
Sen bilir misin;
ağıtlarda teselli aramak nedir;
simsiyah matemine bürünmüş
o acılar denizinde…
7 Mart 2023
Kim Bu
Sözlerinden kin damlar; dilinde yok patavat,
Ne de çok sakil durur; taktığı o kravat.
Vakfiye; ‘vakfı ye’ devri ikbalinde onun,
Elinde gümüş yüzük; zikrinde hep salavat…
Kanun nizam tanımaz şöhreti dilindedir,
Mahkemede hep haklı; silahı belindedir.
Yeni kayzermiş sanı; öyle diyor kendine,
Görmemişi kral yap sopası elindedir…
19 Mart 2023
Not: Bu bir hiciv…
Asıl gayem patavat kelimesini hiç kullanılmayan şekliyle kullanmaktı. Buradaki tiplemenin uzak yakın biriyle ilgisi yok. Bir hayal ülkesinde bir hayali kişiye ait.
Şehrayin
Yıldızlar ay ve güneş bir araya geldiler,
Senede bir gün şehrayin yapalım dediler…
Sadece kutup yıldızı katılmadı onlara,
O gece sabahlara kadar çalıp eğlendiler…
Duvaklar taktı ay o gün; zöhreyi başına tac etti,
Karanlık değildi gök kubbe; parlak koyu lacivertti.
Kuyrukları ışıl ışıldı yıldızların; her biri ayrı renkti…
Fakat birden “gitmeliyim çocuklar” dedi güneş:
“Yoksa hayat yok olur”;
erkenden kalktı o gün şehrayini terk etti…
16 Nisan 2023
BAHARI BEKLERKEN
Bekledik günler geceler boyu;
işte nihayet saatler
çaldı-çalacak,
Deli rüzgârları esecek nevbaharın;
yağmurları
yağdı-yağacak…
Varsın üşütsün bizi ıslatsın tepeden tırnağa kadar,
Değil mi ki sonunda mor salkımlar açacak?..
Göklerde de cümbüş var;
telaşlı kırlangıçlar,
leylekler akın akın
geldi-gelecek,
Bir süreliğine de olsa içimiz
umutlarla dolacak.
Nevbahar makamında çalacak nisan;
gümüşten mızrabıyla,
Udu kanunu kemençesi kemanı üç telli tamburuyla.
Susamış yürekler
söylerken gönülden şarkıları,
Istıraplar baş başa kalsın diyeceğiz; kendi ıstıraplarıyla…
17 Nisan 2023
Siyah
Düşünüyorum da;
kabahat bende değil ki
kabahat sende,
Niye ceketim, kravatım siyah;
tek bir beyaz nokta yok elbisemde?
Bir sor bakalım
niye şiirlerimin çoğu karamsar;
ve niye hep siyah var;
çizdiğim her desende…
Sen siyahı sevdiğin için ben
baştan ayağa karalara bürünüyorum…
Durduk yere şu hayatımı karartıyorum.
Kabahat bende değil ki
kabahat sende!
Sen siyahı sevdiğin için ben siyahı seviyorum.
12 Mayıs 2023
Bir arabanın arkasında şöyle yazıyordu: Sen siyahı seviyorsun diye hayatımı kararttım.
Beyaz
Dağların karına verir adını,
Beyzadan beyaza eder yadını,
Ak mı ak sütünde bulur tadını,
Renklerde yerin çok ayrıdır beyaz…
Kirletir ak köpük dalgalar seni,
Gülün süsler mevsiminde gülşeni,
Feryat eden bülbül bekler buseni,
Renklerde yerin çok ayrıdır beyaz…
20 Mayıs
2023
Çakıl Tanesi
Köşelerden arınmış pırıl pırıl bir çakıl tanesiydi;
herkese yakın
herkesten uzak.
Düğüm düğüm bağlamışlardı onun iki elini,
Demir kösteklerle lal etmişlerdi bilge dilini.
Tepesinde patlamıştı azgın öfkeler,
Yenilmişti didik didik fakat yiyenlere yenilmemişti…
Köşelerden arınmış rengarenk
bir çakıl tanesiydi;
herkese yakın
herkesten uzak…
Peşinde sürüklenmişti köpük köpük dev dalgaların,
Hiç durmadan yuvarlanmıştı önünde koskoca kayaların.
Asla pes etmemişti; direnmişti sonuna kadar,
İyilerin dostuydu; düşmanıydı o fenalıkların.
22 Mayıs 2023
Sayılı Fırtınalar
Sahi eskiden şaşılacak ne çok şey vardı...
Hani 'yarın güneşli' derlerdi de;
karlar yağardı…
Bazen kar beklenirken inadına güneş doğardı!
Büyüklerse ‘hikmeti Hüda'dır‘ deyip;
her şeyi hayra yorardı.
Bir alemdi o günler...
Ya kurt denizcilerin gün gün takip ettiği sayılı fırtınalar…
Bevarih rüzgarları, kırlangıç, filizkıran, ülker…
Hepsi takvimlerin sararmış yapraklarında kaldılar.
Şimdilerde de esiyor esmesine fakat dakika şaşmıyor,
Günü saati belli; randevularına pek bir sadıklar…
Ne alemdi o günler!..
Yük arabalarına koşulu parlak tüylü katanalar,
Mavnalar çırnıklar, takalar çektirmeler çatanalar.
Sayılanlar sayılmayanlar;
eser geçer denizlerde daha nice o sayısız fırtınalar.
12 Nisan 2023
Yardımsever
Yürüyordu başı dik gözleri çakmak çakmak,
Yürüyordu aldırmadan yağmura; adeta koşarak,
Durmuyordu; bir küçük mola haramdı ona sanki,
Yürüyordu;
gök deli
sepken kırbaç
tepeden tırnağa ıslak ıslak…
Bedeni yorgundu belki fakat;
umudu capcanlıydı;
hedefine varmaktı gayesi,
Bir yardım eli uzatmak muhtaçlara;
bu olacaktı payesi.
Karşılıksızdı karşılığı bedeli bilabedel;
sadece iç huzuruydu hediyesi,
Yarım kalmadı maksudu erişti ona;
bu kadardı işte hikayesi…
9.4.2023
Gönül Sen Nesin
Sen divane misin deli misin,
Yoksa adı saklı bir dert misin?
Sabah başka akşam başkasın sen,
Ayar tutmaz saat misin?
Hem evirdim hem çevirdim,
Sen nesin hiç bilemedim.
Gönül sen;
kötülere hemdertsin de,
İyilere namert misin…
Güz olunca türlü desen,
Bahar vakti sümbül süsen.
Yazın güneş; kışın bora,
Gün olur ki gün içinde;
dört mevsimi yaşarsın sen…
2 Haziran 2023
Günahlar-Sevaplar
Ne kurudu gül ne sustu bülbül;
dünya durduğu yerde durmadı,
Hakça düzen sevenler sevdiğini sevmeye
daha fırsat bulmadı…
Bilgeler önce adalet dedi; sonra hava su ve ekmek,
Hep mazlumun ahını aldı demir yumruk;
zulmedene bir kez olsun vurmadı…
Serpe serpe günahlarını kimi erişti ikbalin zirvesine,
Kimi Tahir’in köpeğiyken büründü
masum bir kuzunun kisvesine.
Ayaklar baş; başlar ayak olunca sevaplar hep kaybetti,
Yine de ümitle bekledi arı duru yürekler;
hiç gelmeyecek bir sevgiliyi beklercesine…
30 Mayıs 2023
Bensiz
Ben şiir şarkı gazel yazan
naçiz bir bendenizim,
Kalemlerden akıp gelen
mısra mısra çeşmenizim.
Dalıp hayalime kırık aynaya
bir daha baktım,
Bulamadım kendimi;
bu ben değilim artık; ben sizim…
23 Mayıs 2023
Ölüm-Doğum
Ezelden beridir bir döngüdür;
döner bu çark,
Kavuşmak hayaldir ukbada;
olunca firak.
Bir can müjdesi gelir;
bir de vefat haberi,
Bir yanda çığlıklar var;
bir yanda bin bir feryat…
6 Mayıs 2023
NE DESEM
Ona yâr desem yâr değil;
ağyar desem hiç değil,
Dost inişten sapınca
yollar olmuş dik meyil.
Sessizce sessiz selam gönderen
dosta deyin ki;
Âli için her bir günü sen bir değil
yedi bil.
16 Mayıs 2023
Siyah
Düşünüyorum da;
kabahat bende değil ki
kabahat sende,
Niye ceketim, kravatım siyah;
tek bir beyaz nokta yok elbisemde?
Bir sor bakalım
niye şiirlerimin çoğu karamsar;
ve niye hep siyah var;
çizdiğim her desende…
Sen siyahı sevdiğin için ben
baştan ayağa karalara bürünüyorum…
Şu hayatımı durduk yere karartıyorum.
Kabahat bende değil ki
kabahat sende!
Sen siyahı sevdiğin için ben siyahı seviyorum.
Ali Soysal 12 Mayıs 2023
Bir arabanın arkasında şöyle yazıyordu: Sen siyahı seviyorsun diye hayatımı kararttım.
Günahlar- Sevaplar
Ne kurudu gül ne sustu bülbül;
dünya durduğu yerde durmadı,
Hakça düzen sevenler
sevdiğini sevmeye daha fırsat bulmadı…
Bilgeler önce adalet dedi;
sonra hava su ve ekmek,
Hep mazlumun ahını aldı demir yumruk;
zulmedene bir kez olsun vurmadı…
Serpe serpe günahlarını kimi erişti ikbalin zirvesine,
Kimi Tahir’in köpeğiyken büründü
masum bir kuzunun kisvesine.
Ayaklar baş; başlar ayak olunca sevaplar hep kaybetti,
Yine de ümitle bekledi arı duru yürekler;
hiç gelmeyecek bir sevgiliyi beklercesine…
Ali Soysal 30 Mayıs 2023
Gönül Sen Nesin
Sen divane misin deli misin,
Yoksa adı saklı bir dert misin?
Sabah başka akşam başkasın sen,
Ayar tutmaz saat misin?
Hem evirdim hem çevirdim,
Sen nesin hiç bilemedim.
Gönül sen;
kötülere hemdertsin de,
İyilere namert misin…
Güz olunca türlü desen,
Bahar vakti sümbül süsen.
Yazın güneş; kışın bora,
Gün olur ki gün içinde;
dört mevsimi yaşarsın sen…
2 Haziran 2023
Bir Çift Gül
Çöle yağmur yerine bir çift gül fidesi düştü göklerden,
Bir mucize eseri yapraklar çıkıverdi o zarif fidelerden…
Gövdesinden damla damla süzüldü; köklerine su değdi,
Umutlar yıldız oldu ses verdi o sessiz gecelerden…
Bir çift gül direndi; hayat buldu biri kırmızı biri pembe,
Kim demiş ki yaşayamaz gül; kuru mu kuru bir çölde?
Sıcak kum; susuz çalı, dikenler; ne kadar da mutlular,
Kopartmayın gülleri ne olur:
Bırakın yaşasınlar; düştükleri o yerde…
5 Haziran 2023
Geçen Zaman
Günü geldi kaynaşan iki candan var oldum,
İnsan diye göründüm ruhumla ben can buldum.
Süvar oldum yollara mahmuz çizme pürsilah,
Nice sonra rahvan deyip ata çifte gem vurdum…
Nasıl geçti bunca yıl en sonunda anladım,
Günleri halka halka birbirine bağladım.
Dururken yerimizde zaman veda ediyor,
Son düzlüğe girerken yürüyor; koşar adım...
9.6.2023
Ayşe Kadın
Hani yirmi bir yıldan fazla geçti geçeli,
Karanlıkların içinden seni seçeli,
Sayende çok şükür ölmeden gördük eceli,
Ayşe kadın fasulyesi hanım olmuş reis!
Kilitli tezgahta değmesin el de nazar da,
En baştaki köşe onunmuş cümle pazarda,
Canlar bekleşir yeriz deyip belki mezarda,
Ayşe kadın fasulyesi hanım olmuş reis!
İşte mutlu son derken kabusa döndü dizi,
İmtihan zamanıdır deyip susturdun bizi,
Gayrı mezun görmek istiyoruz;
biz hepimizi,
Ayşe kadın fasulyesi hanım olmuş reis!
23 Ağustos 2023
Farklı Bir
Gece
Diğer geceler gibi
olsa da iki hece
bu gece diğerlerinden farklı bir gece.
Bilmiyorum nasıl desem işte; anlatamıyorum,
Diğer geceler gibi değil bu gece;
başka türlü bir gece…
Yine yerli yerinde ay;
yeni bir güne gebe
daha sevdiğine varmadan,
Göklerin denizinde parıldayan yıldızlar!
Yelkenlilerin mükemmel donatılmış; hazır kıta armadan…
Ne tuhaf!
Kanat sesi de varmış havada
uçan
yarasaların,
Kendi aralarında yarışıyor sessizlikler;
diğer sessizlikleri bozmadan.
Uzaklarda karanlıkları delen:
‘Zulada bir kaç şişe yakut
yer gök kırmızı’ şarkısı;
işte farklı kılan bu;
bu geceyi…
Yoksa asla şüphem yok;
bu gece de sabahı bekleyen gecelerden biri tanesi;
hiç
geceliğini çıkartmadan…
30 Ağustos 2023
Bu şiirimi bundan 101 sene önce zaferi kazanan kahramanlara hediye ediyorum…
Kendime
Kendime ben
kendimi sordum,
Kendimi kendimde
aradım durdum.
Kavuştum kendime;
ben kendimde
kendimi buldum.
Uyanmadan önce
kendi tatlı rüyalarımdan,
Ben; bana çizilen yolda
kendi başına giden
garip bir kuldum.
Kimi zaman kendiliğinden
akan coşkun bir seldim;
ben
kendi dağlarında
esen soğuk bir yeldim.
Kendinleştim en sonunda;
kendimce ben;
kendime
kendi
kendime
geldim…
10 Eylül 2023
Bitmeyen Yalnızlık
Uzanmış yatıyor yalnızlığında
yalnızlık
yaşlı bir çınarın gölgesinde,
Derman yok
kulakları sağır edercesine
bağırışan o ellerin sesinde.
Ne esen rüzgârlardan
ne öten bülbüllerden ne
bahardan fayda var,
Gönlü yârdan ne zamandır
ayrı düşmüş; bir
umut yok tesellisinde…
Bazen yanardağlar kükrer de
alev alev uğuldar nefesinde,
Bazense hayali belirir;
“üç vakte kadar yol göründü”
diyen acı bir kahvenin telvesinde.
Benliğini ona sormadan teslim almış ne çare,
Yakınından da yakınında o
bitmeyen yalnızlık;
yalnızca bir adım ötesinde…
3 Ağustos 2023
Falcı Kadın
Allı güllü şalvarlı hey çingene güzeli,
Gel otur şu yanıma!
İçinden geçenleri söyle bana;
bak bakayım falıma…
Derin bir nefes aldım;
gözlerimi kapatıp
açtım işte elimi,
Haydi anlat beni
Romanların bilgesi;
benim öbür yarıma…
Sadece bir şey daha istiyorum senden
ben sevdiğim adına,
Dün olduğu gibi her zaman
varmak istiyorum ben sevginin tadına.
Birkaç onluk bıraksam o süslü cepkeninin cebine,
Bir de sen söyler misin ne olur;
onu
ne kadar çok sevdiğimi
sevdiğim o kadına.
12 Ağustos 2023
İmar Destanı
Bir karanlık sabaha uyandık ki
Hatay yıkılmış,
Sanki Maraş diye
bir şehir yokmuş;
hiç kurulmamış,
Dolmuş kader sığınma evleri;
boş yer kalmamış,
Bari kendi göbeğimizi
kendimiz keselim
dedik;
Sayın Başkanım.
Mimarlar ustalar ellerinde
arşınlarla
sökün ettiler,
Duvarları delik deşik
ederek zemin katı
ölçüp biçtiler,
Olmasına olur ama
devletten
izin almak gerek
dediler,
Kuzguna iş çıkmasın
diyerek devletli kapınıza
geldik;
Sayın Başkanım.
Yaralar tazeyken
insaf ederler; bir ümit;
makama geldik,
Dilekçe alınmıyormuş;
derdimizi sözlere
yazıp da verdik,
Memurların yürüdüğü
yollara
kırmızı halılar serdik,
Saflık bu ya belki yiyenler
yemeye
doymuştur
dedik;
Sayın Başkanım.
Bir hesap çıktı ki yapının
boyunu gölgesi
üç defa aştı,
Heyecandan masada oturan
yedilerde
nabızlar şaştı,
Ovuşturmaktan kızarmış
avuçları
çatlamış nar gibi açtı,
Çaresiz kalınca illallah deyip
kader çadırına sığındığımızı
arz ederiz;
Sayın Başkanım.
17.8.23
Gün Olur
Gün olur ki içimdeki başka beni;
dize dize dizelerle,
Hasretinden ötüp duran
bağrı yanık bülbüllerle,
Koklayınca çiçek değil sevda kokan
türlü türlü sümbüllerle;
anlatırım ben…
Kimi zaman yâr gönlünde otağ kurup
şiir şarkı olur coşarım ben.
Yine gün olur ki;
yiyenlerle yeğenlerle;
gündüz vakti; gecelerde;
utanmadan bu millete sövenlerle,
Ahaliye bir lokmayı çok görüp
hırkadan da edenlerle,
Başkasını hasım bilip
zulmeden o zalimlerle,
Kılıç gibi kalemimle hesabımı
görürüm ben.
Korkmuyorum;
şiirleri şarkıları inadına yazacağım;
ve
sapmayacağım asla hak bildiklerimden,
Gerekirse bir su olup gürül gürül akacağım;
hapishane çeşmesinden…
24 Ağustos 2023
Her Mevsimden
Açık ara hep önde alnında nişanıyla,
Süvarisi ne yaman kılıcı kalkanıyla,
Süslü kırlar yarışır ancak kendi şanıyla,
Tek geçerim ben onu aylardan Nisansa biraz…
Alevden rüzgârlara sezadır o güneşi,
Gölgelerde yer kalmaz vardığında on beşi,
Kutup başka parıldar göklerde yok bir eşi,
Yaylalara çıkarım aylardan Temmuzsa biraz…
Adı meçhul bir ressam nice resimler yapar,
Elinde fırçasıyla cümle dağları boyar,
Yağan yağmura toprak; gözler renklere doyar,
Bağda bağlar bozarım aylardan Eylülse biraz…
Yılın sonuna doğru güzde kalır dünümüz,
Yola revan olunca kar mı buz mu önümüz,
Kısaldıkça kısalır kuşa döner günümüz,
Kapıyı tam kapatın aylardan Aralıksa biraz…
7 Eylül 2023
Eskiler
Eskide Kaldı
Eskiler eskide kaldı be kardeşim;
akıp gitti
geçenden fazlası zamanda,
Her nasılsa
bir an uyuyakaldı;
sabaha uyandığında şaşkındı asuman da!
Çözmek beyhude bir çaba;
gökyüzü ancak
görebildiğimiz kadar;
hava ise bir nefes,
Asra bedel
her yeni gün be kardeşim;
atlıkarıncalar yakında yarışır ummanda…
Değişmez denen ne varsa
değişecek be kardeşim;
yorgun mu yorgun bu handa,
Gün gelir ki yalnızca
hatıraların kalır
candan aziz bildiğin
o cananda.
Dünyamız takatini
çoktan aşmış yüküyle
giderken
menziline cümbür cemaat,
Bir nefes sıhhat gibi
zenginlik yok be kardeşim;
gerisi
okkalı bir yalandır
bu cihanda…
21 Eylül 2023
NEREYE YORGUN
MERMİ
Beni de bir ana doğurdu anacığım;
bize kurşun sıkanları da,
Kaşaneleri yapanları da yarattı yaratan anacığım;
evleri başımıza yıkanları da.
Zalimlerin dünyasında yaşayacağımız
hiç söylenmedi bize anacığım,
Birbirini yok edenlere alkış tutacağımız da anlatılmadı;
hatta ve hatta insanları diri diri
yakanlara da.
Bu nasıl bir dünya anacağım?
Yerden emir
bekliyor
kavgaya hazır kartallar
göklerdeki tahtında.
Barış diyecek olursan eğer
çaresiz ve
ürkek bir kuşun kanadında.
Bu nasıl bir dünya anacığım?
Haklı kim; kim haksız?
Adalet bozuk mu bozuk;
çürümüş kan tadında.
Nerede savaş varsa
nihayetinde anaların göğsüne saplanır o yorgun mermi,
Gözlerine kara bulutlar çökmüş annelerin;
yürekleri ise çapraz ateş altında…
Ali soysal
13 Ekim 2023
Farklı Bir Çiçek
Takvimlerde olmayan bir günde;
olmayan bir ayda açarmış,
O bir yere arzı endam edince çiçekler hep naçarmış,
Olmayan bir dünyanın olmayan cennetine ait bu melek,
Gezindiği her yere pembe ışıklar saçarmış…
Bayrakların gölgesinde bağımsızlık yolunda,
Bir mucize eseri bir gün görülmüş Beyoğlu’nda.
Beyazlara bürünüp yürürken adım adım,
Süslü püslü pür eda kendi varmış; kolunda.
Ali Soysal
23 Eylül 2023
Uç uç
Yağmur damlası kadar
şirin uğur böceğim
Ellerimde dolanır
gönülden sevdiceğim.
Düğüne gidiyoruz;
gel canım uç uçum,
Sarıları çıkartıp sana
kırmızı giydireceğim.
Gelincik gibi oldu benim
güzel böceğim,
Ben senin üzerine noktalar dizeceğim.
Parmaklarımın ucuna
tırmandığın zaman,
Seneye yine gel
uğurlar olsun diyeceğim…
Mucize
Yüzünde gülücükler
uçuşur bebek:
Sen benim en büyük
mucizemsin.
Yanmasın sönsün
ışıklar bebek:
Sen benim
parıldayan avizemsin…
Ne mutlu bize ki
dünyaya gelişinle
canımıza can kattın,
Şarkılarımda
sözümsün sen
bebek;
şiirlerimde
sevgi dizemsin…
28 Ekim 2023
Aciz Bir Kulun İstirhamı
O gün elbette gelecek
kabulümüz;
şu kalp duracak,
Her gün kurulan o zemberek;
bir gün kurulmayacak.
İşleyiş rutine bağlanmış bir kere
yok başka çare,
Zengin fakir iyi kötü
her kim varsa Hakk’a vasıl olacak.
İki dirhem bir çekirdek
hazırım ben vademin sonundaki kaderime,
Ne korkarım ölümden
ne bir tasa eklerim
var olan kederime.
Sadece sualime bir cevap istiyorum
kulunu mazur görürse eğer,
Sorarsa benim adıma müteşekkirim olurum
ak sakallı muhterem pederime:
Bayram ramazan üç aylar
kutsal cumalar hele ki kandil,
Kırkı yedisi yarım kırkı
güneş tutulur ya bazen;
hani pek nadir.
Bu günlere denk gelmese olmaz mı
acaba malum hadise?
Önemsiz bir günde alsın emanetini
mümkünse benden;
mutlak gücün sahibi o her şeye kâdir…
26 Kasım 2023
Meşk Sofrası
Mevsiminde buluşur
toprakla tohum;
sonra geçip gider aylar,
Gönül bahçelerinde
boy verir;
ince uzun has buğdaylar.
Hasat vakti başakları
başın eğer;
ellerinde oklar yaylar,
Mısralar akar değirmenden;
şiir olur gazel olur şarkı olur…
Yürek ateşinde pişer
bu ekmek;
başka ateş biz bilmeyiz,
Mayası iksir özündendir;
dil dese de
biz dilmeyiz,
Suyumuz gönül
pınarlarından kaynar;
başka sudan biz içmeyiz,
Meşk sofrasına misafirler gelip otururlar başköşede;
Yunus olur Veli olur
Ümit Yaşar olur…
28 Eylül 2023
Göklerin Kuşağı
Gökkuşağı; allı morlu
bütün renklerin;
siyahlık hiç
olmaz mı sende?...
Bir edayla aynalarda
kendine
bakıp bakıp
ben baharım desen de,
Bir yağmur sonrası
kadardır;
yedi renginle süren
o kutlu saltanatın.
Oysa hüzünbaz
kara siyah;
saatler
boyunca hükümrandır;
göklerin gecelerinde…
Daima
gökkuşağı olsa;
bahara dönse bütün
mevsimler:
Bulutlar hep dağılsa;
dağılsa tanecikler,
Dürdaneler toprağa
bir su olup dökülse;
dökülse birer birer.
Daha baharın başında
inceden çisil çisil,
Gökteki bendi aşıp
yere yağsa inciler…
Hayal bu ya;
gökkuşağı olsa
bahara dönse bütün
mevsimler.
Bizi var eden güneş
hiç gitmese;
gelmese karanlıklar,
Her an yanmaya hazır olsa;
alestada ışıklar.
Sabahlar beklese
gelenleri belinde
gökkuşağı;
Kaygılardan uzak
o bahar ülkesinde mutlu mesut yaşasa;
güzelliklere aşıklar...
28.11. 2023
Leylekler
Ağır ağır dönüyor;
kanatlanmış burgaçlar,
Telaşına bir yarış;
uçuyor kırlangıçlar…
Henüz demlendi bahar;
tomurcuk çay
kokusunda,
Bir- iki bardak
sonrası daha
nisanı var;
yazdan önce mayıs var…
17 Mart 2024
Sarmaşık
Gülleri
Sarıldıkça sarılıyor şu
sarmaşık gülleri,
Mis kokuyor uzattığı
o pembecik elleri,
Yuva yapmış
uzandığı dikenleri
telleri,
Saray bahçelerinde
niye yoksun sarmaşık...
Sırma fistan üzerinde
beyazlı ve pembeli,
Çiçeğini incitmeden
başlara taç etmeli,
Gönül çeşmesinden
bir yudum su vermeli,
Seni; sen açınca fark edene
nazın yok mu;
sarmaşık…
Nice arı iştahla
yer içindeki balını,
Ellere ikram edersin de
sen bilmezsin tadını,
Kimileri kopartır
o incecik dalını,
Sana cefa edenlere;
sözün yok mu sarmaşık…
8 Haziran 2024
Annelere
Anne; benim annem değil
herhangi bir anne,
Hani kalbinden
şefkat damlaları dökülen;
tane tane...
Anne olamasa da
sevgisini yüreğinden
koparıp verir,
Kedi de olur bir çiçek de
yavrusu;
annelik sadece bir bahane...
Anne uzat bana
sıcak ellerini öpeyim.
Eğer üşürsem
birkaç gün ödünç ver
yüzüme süreyim.
Fabrikada işçi
Tarlada saban
Evin kadını
Hayatın anlamı
Açılmaz kilitlerin anahtarı
Rençber bahçede.
Kadınlarımız;
annelerimiz...
Benim annem değil;
annelerden biri;
herhangi bir anne...
Sen-şiirler, 2022, sayfa 99.
Seni Sevdim
Ben
Seni sevdiğim doğrudur;
seni sevdim ben.
Kızsam da öfkelensem de; bazen geçip kendimden;
seni sevdiğim doğrudur;
seni sevdim ben.
Yapmacık değil;
özden ve hakiki sana olan aşkım,
Sevgimle mayaladım ben;
meyini doldur
iç kadehimden…
Seni sevdiğim doğrudur;
seni sevdim ben.
Ölsem de kalsam da vazgeçmem;
vazgeçmem senden.
Seni sevdiğim doğrudur;
seni sevdim ben.
Kızsam da öfkelensem de; bazen geçip kendimden;
seni sevdiğim doğrudur;
Sorma
Sıradan bir gün işte!
İstanbul metrosunda akın akın yolcular...
Telaşlı - telaşsız ,
koşar adım insanlar; çocuklar, kadınlar..
Sıradan bir gün işte!
Eli cebinde ağır ağır yürüyor kimi adamlar...
Birden uşşak makamında uçuşuyor notalar,
Sorma ne haldeyim diyor ağlayan kanun;
yankılanıyor koridorlar...
Yedi sekiz tel bağlı ahşapta gezinince
gümüş yüzük mızraplar,
Sanki sel olup çöllerde akıyor yağan deli yağmurlar...
Sıradan bir gün işte İstanbul metrosunda!
Unutulan telaşlar,
yavaşlayan adımlar...
Sorma kalplere neler yaptı sorma;
o sihirli parmaklar...
Seni Sevdim
Ben
Seni sevdiğim doğrudur;
seni sevdim ben.
Kızsam da öfkelensem de; bazen geçip kendimden;
seni sevdiğim doğrudur;
seni sevdim ben.
Yapmacık değil;
özden ve hakiki sana olan aşkım,
Sevgimle mayaladım ben; meyini doldur
iç kadehimden…
Seni sevdiğim doğrudur;
seni sevdim ben.
Ölsem de kalsam da vazgeçmem;
vazgeçmem senden.
Seni sevdiğim doğrudur;
seni sevdim ben.
Kızsam da öfkelensem de; bazen geçip kendimden;
seni sevdiğim doğrudur;
seni sevdim ben.
Ölsem de kalsam da vazgeçmem;
vazgeçmem;
vazgeçmem
senden
ve sana olan sevgimden…
Mehtaba
Dair
Göklerde on iki
kanadıyla dönüp duruyor
ayların pervanesi,
Adeta yıldızlarla
dolup taşıyor;
o meşhur Agora Meyhanesi.
Derin uykularından firar eden
gözler seyre dalmış mehtabı,
O mehtap ki geçmişten bize
miras çağların yaşayan efsanesi…
Yaz başka;
bahar başka; hele güzün
bambaşka renklere
bürünüyor
ayların kanatları,
Biraz yavaş desen de
faydasız;
geçip gidiyor zamanın
dörtnala koşan atları.
Yolcusuz bu
gemiye yine
sefer göründü;
ağır ağır gidiyor
rotasından sapmadan,
Her yeni gün
ardında bırakıyor;
geceler denizinde
süzülen o nazlı
mehtapları…
İlkini Ziyan
Ettim
Ben okyanusta bir küçük damlayım;
havada zerre,
Hesaplar görülür hayat davasında;
yalnız bir kere,
İnmek isteyene izin yoktur bu dünyada;
dönerken küre,
Bana bir ömür daha lazım Allah’ım
ilkini ziyan ettim…
İsteyene bir fırsat daha ver;
senin hazinende çoktur,
Kainatı itinayla yaratmışsın;
sende yok yoktur,
Artık fazilete aç benim karnım; kötüye kötülere
toktur,
Bana bir ömür daha lazım Allahım;
ilkini ziyan ettim…
29 Ağustos 2024
1919
Yalnızdı ama
yapayalnız değildi;
kendi vardı doru tayıyla,
Başında kalpağı
belinde kılıcı
sadağı temreni
oku-yayıyla.
Uzun soluklu
bir de türküsü vardı
dilinde;
dilinden hiç
düşürmediği,
Sağanak bir damlaydı ona;
dağlarsa ova;
koşuyordu menzile eti-canıyla...
Süvari koştukça hedefe doğru;
ufukta yepyeni bir umut doğdu,
Bir çivi
bir nal
bir at
bir yiğit öyküsü gibi
süvari;
ağlayan
ülkesini
sevince boğdu…
16 Aralık 2024
Fasarya !
Hani kış olur;
bahar olur;
hani kuşlar
yuvadan
uçar ya,
Hani kızlar
papatyaları
taç diye
başlarına
takar ya…
Kimileri için
yeğdir gülmeye;
kalp gözüyle
ağlamak:
Bir vakit gelir
hani
diller susar
gün
biter; batar ya…
Hâttâ martılar
memeden
kesilen bebekler
misali
çığlıklar atar hani,
Hani hiç gelmeyecek
bir sevgiliye hasret
o gözler;
ufuklara
dalıp gider ya...
İşte o zamanlar
ruhumla ben
bil ki
oralarda
bir yerlerdeyim,
Ve güneşin
masmavi gökyüzüne
resmettikleri
dışında
her şey;
ama her şey
benim için fasarya…
7 Aralık 2024
İçinde İnsan
Olan Ay
Şubat da geldi…
Yavaş yavaş
çatlamaya
başladı kozalar,
Baharı karşılama
ekibi pürtelaş;
sarıya büründü
bütün mimozalar.
Yakında
bülbüller de
şarkılarına
başlayacak
ve mart
arzı endam
edecek,
Bense aylardan
en çok nisanı
severim;
çünkü sadece
onun içinde
insan var…
10 Şubat 2025
Web sitesi trafiğini analiz etmek ve web sitesi deneyiminizi optimize etmek amacıyla çerezler kullanıyoruz. Çerez kullanımımızı kabul ettiğinizde, verileriniz tüm diğer kullanıcı verileriyle birlikte derlenir.